<?xml version="1.0" encoding="UTF-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
	<title>XALIKAN</title>
	<link>http://karacadag.azbuz.com</link>
	<description>XALIKAN</description>
	<language>tr</language>
	<docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
	<lastBuildDate>4 Nov 2006 14:57:14 GMT</lastBuildDate> 
<image>
  <title>XALIKAN</title> 
  <link>http://karacadag.azbuz.com</link> 
  <url>http://s.azbuz.com/images/RSSlogo.gif</url> 
  <width>117</width> 
  <height>35</height>
  </image>
	
	
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>Ba&#351;&#246;rt&#252;s&#252;ne &#246;zg&#252;rl&#252;k, CHP&apos;ye iktidar! I. Dagi</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654580</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><table style="margin-top: 10px; margin-bottom: 25px; margin-right: 10px" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" border="0">            <tr>            <td style="padding-right: 10px; padding-left: 5px; padding-top: 20px">            <p><img src='http://medya.zaman.com.tr/zamantryeni/pics/yazarlar-detay/ihsandagi.jpg' alt=''  /></p>            <p>&Ccedil;arşaf 'a&ccedil;ılımı' CHP ve lideri Deniz Baykal'ı yeniden 'parlatma' atraksiyonuna d&ouml;n&uuml;ş&uuml;yor. Bunun nedenleri aşik&acirc;r: Ufukta yerel se&ccedil;imler var.</p>            </td>        </tr>        <tr>            <td style="padding-right: 10px; padding-left: 5px; padding-top: 20px">            <p>AK Parti'nin karşısında da CHP'den başka bir 'alternatif' g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor. Aslında bu partinin alternatif olmadığını ve olamayacağını vatandaş son &uuml;&ccedil;-beş se&ccedil;imdir anlatmaya &ccedil;alışıyor, ama 'siyaset m&uuml;hendisleri'nin anlayacağı yok. Sağda ve solda yeni 'arayışlar' da sonu&ccedil; vermeyince, &uuml;stelik birilerinin k&uuml;resel ekonomik krizden kaybettiklerini devletten tahsil etme &ccedil;abaları h&uuml;k&uuml;metten karşılık bulmayınca Baykal'ı yeniden 'parlatmak'tan başka se&ccedil;enek kalmıyor. Hasan Cemal, olayı iyi resmetti: 'Tayyip Erdoğan'ı hizaya getirmek i&ccedil;in Deniz Baykal'a bir kez daha gaz vermek.'</p>            <p>Ama Baykal'ın rozetlerinden ve s&ouml;zlerinden umutlananlar da az değil. CHP'nin 'laiklik sopası'yla milleti d&ouml;vmekten vazge&ccedil;tiğini sanmak b&uuml;y&uuml;k bir rahatlama sağlıyor bazı muhafazak&acirc;r &ccedil;evrelerde. Bu nedenle Baykal'a inanmak, umutlanmak istiyorlar. Daha birka&ccedil; ay &ouml;nce, baş&ouml;rt&uuml;s&uuml; yasağını &uuml;niversitelerde kaldırmasını umdukları bir anayasa değişikliğini CHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne g&ouml;t&uuml;r&uuml;p iptal ettirdiğini bile unutmaya hazırlar.</p>            <p>AK Parti de memnun CHP'nin son halinden. Haksız da sayılmaz. CHP'nin yargıdaki uzantılarının AK Parti'ye yapıştırdığı 'laiklik karşıtı eylemlerin odağı' yaftasıyla ne yapacaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken, bir sonraki kapatma davası ne zaman a&ccedil;ılabilir endişesini i&ccedil;in i&ccedil;in taşırken CHP'nin 'laiklik eksenli muhalefet' stratejisinden vazge&ccedil;tiğini g&ouml;rmek istiyorlar. B&ouml;ylece laik-Kemalist b&uuml;rokratik odakların da AK Parti'nin varlığını ve meşruiyetini sorgulamaktan vazge&ccedil;eceklerini sanıyorlar. Hatta AK Parti ve bazı muhafazak&acirc;r kesimler, Baykal'ın son 'a&ccedil;ılımı'nın 'devlet' katında 'muhafazak&acirc;r sosyal ve siyasal oluşumlara' ilişkin b&uuml;y&uuml;k bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n &ouml;nc&uuml;s&uuml;, muştucusu olduğunu umut ediyorlar. Ne de olsa CHP'nin sadece bir 'siyasi parti' olmadığının farkındalar. CHP'nin biraz da asker, yargı ve &uuml;niversiteler demek olduğunu biliyorlar: 'CHP değiştiyse devlet de değişti' diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar.</p>            <p>Bence fena halde yanılıyorlar. Baykal'ın konuşmasını iyi dinleyenler şifrelerini &ccedil;&ouml;zebilir bu yeni 'a&ccedil;ılım'ın. Baykal, 'liberal olacağınıza mutaassıp olun' derken kitlelerin din&icirc; kimliğinden &ccedil;ok 'siyas&icirc; talepler'inden rahatsız olduğunu ilan ediyor. CHP'nin temsil ettiği 'devlet' aygıtına karşı muhafazak&acirc;rların demokrasi, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler rejimi ve hukuk devleti i&ccedil;inde alternatif bir dil ve talepler dizini &ccedil;ıkarması karşısında muhafazak&acirc;rları 'siyasetsizleştirme'ye &ccedil;alışıyor. Yani Baykal ve temsil ettiği kitleler i&ccedil;in sorunun 'laiklik' değil ne olduğunu anlıyoruz: Muhafazak&acirc;r kesimlerin k&uuml;resel trendlerle &ouml;rt&uuml;şen 'liberal' taleplerinin b&uuml;rokratik-Kemalist devleti d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmesini engellemek.</p>            <p>Baykal 'liberal' olana karşı olduğu gibi 'modern' olana da karşı. &Ccedil;arşaf, feodal bir toplumsal d&uuml;zenin uzantısı Baykal'a g&ouml;re ve laiklik i&ccedil;in sorun oluşturmuyor. Yani kırsal alanlarda yaşayan, eğitimsiz, k&ouml;yl&uuml; kesimlerin &ccedil;arşaf veya baş&ouml;rt&uuml;s&uuml; rahatsızlık vermiyor Baykal'a. Sorun, 'modern muhafazak&acirc;rlar'ın siyasal talepleri ve bilin&ccedil;leri, onların iktidarı ve de kaynakları paylaşma talebi. Asıl buna var mı Baykal ve Baykal'ın b&uuml;rokratik paydaşları? Demokratik, &ccedil;oğulcu, katılımcı bir siyaset zemininde muhafazak&acirc;rları da 'eşit vatandaşlar' olarak g&ouml;rebiliyorlar mı?</p>            <p>Bana g&ouml;re tablo net: CHP'ye bağışlanacak bir 'y&ouml;netim hakkı' karşılığında muhafazak&acirc;rların kılık kıyafet serbestisine kavuşturulması. Muhafazak&acirc;rlar CHP'yi iktidar yapacaklar, bunun karşılığında da laik&ccedil;iler &uuml;niversite kapılarında &ccedil;ocuklarımızın baş&ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; &ccedil;ekiştirmekten vazge&ccedil;ecekler. Bu mudur yani? Se&ccedil;imlerinden &ouml;nce umdukları CHP-milliyet&ccedil;iler (MHP) koalisyonu olmadı; şimdi 'CHP-mutaassıplar' koalisyonu &uuml;zerinde &ccedil;alışıyorlar. Anlaşılan CHP'yi iktidar yapma arayışları bitmeyecek. Ne yaptıklarını ve neden yaptıklarını gayet iyi biliyorlar. Ya siz?</p>            </td>        </tr>    </table></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>28 Nov 2008 12:14:32 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654580</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>&#199;ocuklara &#304;&#351;kence</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654621</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><br><table align="center" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%" border="0">            <tr>            <td>                                                                        <a href="http://www.kurdistan-post.com/Niviskar-op-listarticles-secid-64.html" target="_blank" class="pageLinks"><img src='http://www.kurdistan-post.com/images/sections/ismailbesikci.jpg' alt='İsmail Beşik&ccedil;i'  /></a><br>                        <a href="http://www.kurdistan-post.com/Niviskar-op-listarticles-secid-64.html" target="_blank" class="pageLinks">İsmail Beşik&ccedil;i</a><br>                        <br>                        <b>Tarih</b>: 26 Kasım 2008 &Ccedil;arşamba<br>                        <br>                        <br>                        <div align="justify"><span>                        <p>Ekim ayının sonlarında, Kasım ayının başlarında (2008) K&uuml;rt şehirlerinde &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir hareketlilik vardı. İmralı Cezaevi&rsquo;nde, tek başına tutulan, PKK lideri Abdullah &Ouml;calan&rsquo;a baskı yapıldığı iddiaları K&uuml;rtlerin &ouml;nemli bir kısmında b&uuml;y&uuml;k bir hareketlilik yarattı. Bu iddialar &uuml;zerine K&uuml;rt şehirlerinde &ccedil;ok yoğun protestolar meydana geldi. G&ouml;steriler, mitingler, y&uuml;r&uuml;y&uuml;şler, g&uuml;venlik g&uuml;&ccedil;leriyle &ccedil;atışmalar yaşandı. Bu protestolara, &ccedil;ocuklar, kadınlar, yaşlılar&hellip; &ccedil;ok yoğun bir katılım vardı. Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Diyarbakır, Van, Hakkari gibi K&uuml;rt şehirlerine yaptığı geziler de &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ve s&uuml;rekli protestolarla karşılaştı. Bu protestolar sırasında, Diyarbakır, Van, Mersin, Gaziantep, Adana, gibi şehirlerde, 120&rsquo;den fazla &ccedil;ocuk g&ouml;zaltına alındı. Bu &ccedil;ocuklar, kelep&ccedil;elenerek ring arabalarına dolduruldu. Bunlardan 70 kadarı tutuklandı. Bu &ccedil;ocuklar, genel olarak 15-18 yaş arası &ccedil;ocuklardı. Ama aralarında on kadar hen&uuml;z ilkokul &ccedil;ağında olan &ccedil;ocuklar da vardı. &Ouml;rneğin, Diyarbakır&rsquo;da 40, Mersin&rsquo;de 7, Gaziantep&rsquo;de 2, Adana&rsquo;da 15 &ccedil;ocuk tutukluydu. (bk İnsan Hakları Derneği, 19.11 2008 tarihli basın a&ccedil;ıklaması)</p>                        <p>İstanbul gibi şehirlerde de tutuklu &ccedil;ocuklar vardı. G&ouml;zaltına alındıkları sırada ve nezarethanede &ccedil;ocuklara k&ouml;t&uuml; muamele yapıldığı, işkence yapıldığı da biliniyor. Adana Karataş Cezaevi&rsquo;nden, İnsan Hakları Derneği&rsquo;ne mektup g&ouml;nderen beş &ccedil;ocuk yaşadıklarını ş&ouml;yle anlatıyor: &ldquo;G&ouml;zaltına alırlarken polisler ellerindeki silahların dip&ccedil;iğini kafalarımıza vurdular. Ellerindeki coplarla rastgele her tarafımıza vurdular. ağza alınmayacak k&uuml;f&uuml;r ve hakaretlere maruz kaldık. Tutuklanıp cezaevine getirirlerken de, yolda polisler, arabanın i&ccedil;inde bizi d&ouml;vd&uuml;ler&rdquo; (bk. İHD&rsquo;nin yakarıda s&ouml;z&uuml; edilen basın a&ccedil;ıklaması)</p>                        <p>Basın, devlet ve h&uuml;k&uuml;met y&ouml;neticileri, siyasal partiler, sivil toplum &ouml;rg&uuml;tlerinin b&uuml;y&uuml;k bir kısmı, bu &ccedil;ocuklar i&ccedil;in &ldquo;ter&ouml;rist &ccedil;ocuklar&rdquo; diyor. &Ccedil;ocukların analarını-babalarını, Demokratik Toplum Partisi y&ouml;neticilerini, DTP milletvekillerini su&ccedil;luyor. Basın, y&ouml;neticiler, &ldquo;kandırılan&rdquo;, &ldquo;beyinleri zehirlenen&rdquo; &ccedil;ocuklardan s&ouml;z ediyor. Bense, bu s&uuml;recte, demokratik sağlıklı y&ouml;nler de buluyorum. Toplumsal ve siyasal bir harekette, &ccedil;ocukların &ouml;n planda olmaları neyi g&ouml;sterir? M&uuml;cadelenin toplumun b&uuml;y&uuml;k bir kesimi tarafından benimsendiğini g&ouml;sterir. M&uuml;cadelenin hedefinin K&uuml;rtlerle, K&uuml;rtlerin milli ve demokratik haklarıyla ilgili olması de &ouml;nemlidir.</p>                        <p>1984&rsquo;den itibaren bakalım. K&uuml;rt halkı m&uuml;cadeleye nasıl katıldı? &Ouml;nce 20-25 yaşlarında gen&ccedil;ler vardı. Gerilla m&uuml;cadelesini bunlar başlattı. Daha sonra, Musa Anter, Faqi H&uuml;seyin Sağnı&ccedil;, Abdurrahman D&uuml;rre, Mele Abdullah Garzi, Cemşid Bender, İsmail Beşik&ccedil;i gibi kişiler g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ler. Bu aydınlar, kah halayın başında, kah gazetelerdeki, dergilerdeki k&ouml;şelerinde g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorlardı. Daha sonra, sa&ccedil;larından kavranılarak s&uuml;r&uuml;klenen kadınlar g&ouml;rd&uuml;k. Bu, 1990&rsquo;ların başına işaret ediyordu. Bu olaylardan kısa bir s&uuml;re sonra, cenaze t&ouml;renlerinde, zılgıt &ccedil;eken kadınlar g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ler. M&uuml;cadeleyi &ouml;nlemek, gelişmeyi, y&uuml;kselmeyi engellemek i&ccedil;in koruculuk &ouml;rg&uuml;tlendi. Korucuların devlet cihazını kullanarak, eski d&uuml;şmanlıkları yaşama ge&ccedil;irmeleri, hasımlarına karşı kinlerini kusmaları kırsal kesimde m&uuml;cadeleye &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k bir ivme kazandırdı. Gen&ccedil; kızlar ve gelinler dağa &ccedil;ıktılar. Kadınların m&uuml;cadeleye katılması bu s&uuml;re&ccedil;te kitleselleşti.</p>                        <p>Toplumsal ve siyasal bir m&uuml;cadelede kadınların m&uuml;cadeleye katılmasını, kitlesel bir katılım olmasının anlamı &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. Bu s&uuml;re&ccedil; m&uuml;cadelenin derinleştiğinin, yaygınlaştığının, olgunlaştığının bir g&ouml;stergesidir.</p>                        <p>1990&rsquo;ların ortalarında ve sonlarında &ldquo;Cumartesi anaları&rdquo; vardı. Kadınlar, ellerinde kayıp olan eşlerinin/oğullarının/ babalarının/kardeşlerinin/dedelerinin/yeğenlerinin&hellip; fotoğraflarıyla İstanbul&rsquo;da Beyoğlu&rsquo;nda, Galatasaray Lisesi&rsquo;nin ve PTT binasının &ouml;n&uuml;nde oturuyorlardı. 2003-2004 yıllarından itibaren &ldquo;Barış anaları&rdquo; g&ouml;r&uuml;nmeye başladı. &ldquo;Barış anaları&rdquo; &ccedil;eşitli şehirlerde, sokak başlarında oturma eylemleri yapıyorlardı, a&ccedil;ık hava ve kapalı salon toplantılarına katılıp barış konusundaki duygularını ve d&uuml;ş&uuml;ncelerini a&ccedil;ıklıyorlardı. Son birka&ccedil; yıldır &ccedil;ocuklar toplumsal olayların başlarında g&ouml;r&uuml;l&uuml;yorlar. 19 Kasım 2004 de Kızıltepe&rsquo;de, babası Ahmet Kaymaz&rsquo;la birlikte katledilen Uğur Kaymaz odak noktasında gelişen protestolar bu yeni s&uuml;re&ccedil;te bir başlangı&ccedil; olabilir. 12 yaşındaki Uğur kaymaz, polisler tarafından 13 kurşunla katledilmişti. &ldquo;Enes, polis kurşunuyla vurulduğunda hen&uuml;z 9 yaşındaydı. Okulundan &ouml;nl&uuml;ğ&uuml;yle alınan Berivan, 3 g&uuml;n g&ouml;zaltında tutuldu. Feyzullah yediği dayaklardan sonra ders &ccedil;alışamıyor. Yusuf hala, ailesine yanmış sobaların artıklarından k&ouml;m&uuml;r topluyor. Adana&rsquo;da, İstanbul&rsquo;da, Van &lsquo;da, Gaziantep&rsquo;de, Diyarbakır&rsquo;da&hellip; cezaevindeler, Diyarbakır&rsquo;da &ccedil;ocuklara 23&rsquo;er yıl ceza isteniyor.&rdquo; İnsan Hakları Derneği&rsquo;nin, yukarıda s&ouml;z&uuml; edilen 19 Kasım 2008 tarihili basın a&ccedil;ıklamasında bunlar yazılı&hellip;</p>                        <p>Adı Hrant Dink&rsquo;in katil zanlıları arasında ge&ccedil;en Yasin Hayal&rsquo;e, Hıristiyan rahiplere bomba atmalarından dolayı 3 yıl ceza isteniyor, polis panzerlerine, taş atan &ccedil;ocuklara ise, 23&rsquo;er yıl. Bu, T&uuml;rk adaletindeki, su&ccedil; ve ceza normlarının da, K&uuml;rtler s&ouml;z konusu olduğu zaman ne kadar ağır bir şekilde belirdiğini a&ccedil;ık bir şekilde ortaya koyuyor. K&uuml;rtler i&ccedil;in, Olağan&uuml;st&uuml; Hal B&ouml;lge Valiliği gibi yasaların dışında ayrı yasalar yok. Ama uygulama, yorum, K&uuml;rtler i&ccedil;in &ccedil;ok &ccedil;ok farklı. K&uuml;rtler s&ouml;z konusu olduğunda, uygulamada, &lsquo;hukuk&rsquo;un, &lsquo;adalet&rsquo;in kırıntısı bile yok. İlkokul &ccedil;ağındaki bu &ccedil;ocuklar i&ccedil;in, &ldquo;ne yaptıklarını biliyorlar, yaptıklarının sonunda ne olacağını biliyorlar&rdquo; şeklinde adlı tıp raporları da var. Yargıtay Başsavcılığının, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz&rsquo;ı 13 kurşunla &ouml;ld&uuml;ren polisler hakkında verilen beraat kararının onaylanmasını istemesi bu hukuksuzluğun a&ccedil;ık bir g&ouml;stergesidir. (bianet, 21 Kasım 2008 D&ouml;rt yıl oldu. &ldquo;Uğur Kaymaz cinayetinden ceza alman yok. Uğur kaymaz&rsquo;ı ve babası AHMET Kaymaz&rsquo;ı &ouml;ld&uuml;ren polislerle ilgili 20 aydır Yargıtay&rsquo;da bekliyor. Başsavcılık polislerle ilgili beraat kararırın onaylanmasını istiyor.&rdquo; başlıklı haber. Tolga Korkut&rsquo;un haberi.)</p>                        <p>11 Ekim 2007 tarihinde Bollu Ekspres isimli bir gazete, bir yazar, &ldquo;&ouml;len her asker i&ccedil;in, bir DTP&rsquo;li &ouml;ld&uuml;r&uuml;lme&rdquo; mealinde bir yazı yazıyor. DTP Başkanvekili Selahattin Demirtaş bu yazı i&ccedil;in Bolu Savcılığına su&ccedil; duyurusunda bulunuyor. Başsavcılık, yazıda su&ccedil; unsuru bulamadığını, yazının ifade &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini bildirerek istemi reddediyor. Yine aynı g&uuml;nlerde, Yargıtay Genel kurulu, PKK mitinglerine katılan herkesin, &ouml;rg&uuml;t &uuml;yesi olarak değerlendirilmesi gerektiği yolunda bir karar alıyor. (15 kasım 2008 tarihli karar)</p>                        <p>K&uuml;rt &ccedil;ocuklara uygulanan bu baskı T&uuml;rk rejiminin ana niteliğinin &ccedil;ok &ouml;nemli bir g&ouml;stergesidir. D&uuml;nyada, &ldquo;demokratik&rdquo; denen hangi &uuml;lkede, ilkokul &ccedil;ağındaki &ccedil;ocuklar, g&ouml;zaltına alınıyor, kelep&ccedil;eleniyor, tutuklanıyor, cezaevine konuluyor? D&uuml;nyada &ldquo;demokratik&rdquo; denen hangi &uuml;lkede ilkokul &ccedil;ağındaki &ccedil;ocuklara işkence yapılıyor? D&uuml;ş&uuml;nelim ki T&uuml;rkiye, &ldquo;d&uuml;nyada &ccedil;ocuklara bayram armağan eden tek devlet T&uuml;rkiye&rsquo;dir&rdquo; şeklinde &ouml;v&uuml;nmektedir. Bu bayrama, d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir tarafından &ccedil;ocuklar kendi ulusal kıyafetleriyle geliyorlar. Kendi ulusal kıyafetleriyle bu bayrama katılmak isteyen K&uuml;rt &ccedil;ocuklarını ise, devlet bu bayrama kabul etmiyor. T&uuml;rk Devleti&rsquo;nin bu &ouml;v&uuml;nmeleri ne kadar ger&ccedil;eği aksettiriyor bilemiyorum, ama, kendilerine &ldquo;demokratik&rdquo; devletler denen devletler i&ccedil;inde, &ccedil;ocuklara işkence yapan, ilkokul &ccedil;ağındaki &ccedil;ocukları g&ouml;zaltına alan, tutuklayan, cezaevine g&ouml;nderen , herhalde sadece T&uuml;rkiye&rsquo;dir. Bu uygulamanın sadece K&uuml;rt &ccedil;ocuklarına yapıldığı &ccedil;ok a&ccedil;ıktır.</p>                        <p>K&uuml;rt toplumunda hızlı bir değişim yaşanıyor. 35-40 yıl kadar &ouml;nce K&uuml;rt &uuml;niversite &ouml;ğrencileri tutuklanır, işkence g&ouml;r&uuml;rd&uuml;. Lise &ouml;ğrenciler g&ouml;zaltına alındıkları, tutuklandıkları zaman, &ldquo;hayret!&rdquo; denirdi. Birka&ccedil; ortaokul &ouml;ğrencisi de g&ouml;zaltına alındığı zaman, &ldquo;bu kadarı da olmaz&rdquo; diye tepki g&ouml;sterilirdi. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde artık, ilkokul &ccedil;ağındaki &ouml;ğrencilerin g&ouml;zaltına alınmaları, tutuklanmaları, işkence g&ouml;rmeleri, sıradan bir olay haline geldi. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde K&uuml;rt &ccedil;ocukları, ağabeylerinden, ablalarından &ccedil;ok daha erken yaşlarda devletle karşılaşıyor, devleti tanıyorlar. Cezaevleriyle tanışıyorlar. K&uuml;rtlerdeki toplumsal ve siyasal değişimin, siyasal k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n &ccedil;ok &ouml;nemli bir boyutu da budur.</p>                        <p>Burada, T&uuml;rk basınının, T&uuml;rk siyasetinin, T&uuml;rk devlet ve h&uuml;k&uuml;met y&ouml;neticilerinin &ccedil;ifte standardı, b&uuml;t&uuml;n a&ccedil;ıklığı ile ortada durmaktadır. Filistin&rsquo;de Filistinli &ccedil;ocuklar, İsrail tanklarına taş attıkları zaman, T&uuml;rk basını, T&uuml;rk siyaset&ccedil;ileri, bu s&uuml;reci b&uuml;y&uuml;k bir gururla, kıvan&ccedil;la anlatıyor. Filistinli &ccedil;ocuklara bu eylemlerinden dolayı &ouml;vg&uuml;ler d&uuml;z&uuml;l&uuml;yor. İsrail tanklarına taş atan &ccedil;ocukların eylemleriyle ilgili olarak T&uuml;rk basınında ş&ouml;yle yorumlar yapılıyor.: &ldquo;Eğer &ccedil;ocuklar bile b&ouml;yle, coşkun bir milli duygunun sahibi olabilmişse, İsrail, Filistin Arap Devleti&rsquo;nin bağımsızlığını hemen tanımalıdır.&rdquo; Ama, K&uuml;rt &ccedil;ocukları, benzer bir protestoda, T&uuml;rk panzerlerine taş attıkları zaman, &ldquo;t&uuml;y&uuml; bitmemiş bu &ccedil;ocukları kim kandırıyor?&rdquo; &ldquo;Bu &ccedil;ocukların anaları-babaları yok mu? Bu &ccedil;ocuklarını neden denetlemiyorlar, neden sokaklara salıyorlar?&rdquo;,&rdquo;Bu k&ouml;rpe zihinleri kim zehirliyor?&rdquo;, &ldquo;Demokratik Toplum Partisi &ccedil;ocukları, k&ouml;rpe zihinleri istismar ediyor&rdquo;&hellip;diyerek yoğun bir su&ccedil;lamaya girişiyorlar. Filistinli &ccedil;ocukların ve K&uuml;rt &ccedil;ocukların taş atma eylemleriyle ilgili bu &ccedil;ifte standart, T&uuml;rk d&uuml;ş&uuml;ncesinin, T&uuml;rk basınının, T&uuml;rk siyaset&ccedil;ilerinin sefaletini g&ouml;stermektedir. Aynı &ccedil;ifte standardı, Paris&rsquo;te ve T&uuml;rkiye&rsquo;de, protestolar sırasında arabalar yakıldığı zaman da izlemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bu &ccedil;ifte standart K&uuml;rt &ccedil;ocukların neden sokaklarda olduğunu, &ouml;rneğin, evlerin, k&ouml;ylerin neden yakılıp yıkıldığını, ailelerin neden yerlerine-yurtlarına d&ouml;nemediğini, yani bu t&uuml;r konuları d&uuml;ş&uuml;nmeye de gerek bırakmıyor.</p>                        <p>K&uuml;rt &ccedil;ocuklarının, &ldquo;T&uuml;rk&uuml;m, doğruyum, &ccedil;alışkanım&hellip;Varlığım T&uuml;rk varlığına armağan olsun&rdquo; andının, zoraki s&ouml;yletilen bu andın bilincine erken yaşlarda varabilecekleri, &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k isteyebilecekleri neden d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lemiyor? Ağabeylerinden, ablalarından, amcalarından, dayılarından etkilenmeleri doğal değil mi? D&uuml;nyada, &ldquo;demokratik&rdquo; denen hangi &uuml;lkede, b&ouml;ylesine bir empati yoksunluğu var?</p>                        <p>&Ccedil;ocuk gelecektir. Bunu eskiler &lsquo;z&uuml;rriyet&rsquo; kavramıyla ifade ediyorlar. K&uuml;rtler bu konunun asırlardır bilincindedir ve kendilerine g&ouml;re &ouml;nlemlerini de alıyorlar. Mehmet Sebatlı, kurdistan-post.org sitesinde yayımlanan &ldquo;K&uuml;rt&rsquo;&uuml;n z&uuml;rriyetine 23 yıl&rdquo; başlıklı yazısı bu konuda dikkate değer g&ouml;r&uuml;şler dile getirmektedir. &Ccedil;ocuklara, kadınlara, ailelere y&ouml;nelik bu zulm&uuml;n K&uuml;rtlerin z&uuml;rriyetini kesme gibi bir amacı da olabilir. Bu tutumla başarılı bir sonu&ccedil; elde edilemeyeceği kuşkusuzdur.</p>                        </span></div>                        </td>                    </tr>                            </table>                        </p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>28 Nov 2008 11:56:08 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654621</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>Genelkurmay belgelerinde Dersim katliam&#305; / Taylan Esmer-ANF</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654606</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><table cellspacing="1" cellpadding="3" width="100%" border="0">            <tr>            <td>&nbsp;</td>        </tr>        <tr>            <td><span style="font-size: x-small"><img src='http://www.ufkumuz.com/resimler/haberler/2563.jpg' alt=''  style='width: 280px; height: 240px' />1937-1938 Dersim isyanı yada katliamının &uuml;zerinden 70 yıl ge&ccedil;ti. Osmanlı padişahları tarafından &quot;Sefer olur zafer olmaz&quot; denilerek, 1700'l&uuml; yılların sonundan itibaren yapılan hi&ccedil;bir sefer başarıya ulaşmadı. </span><span style="font-size: x-small">Dersim'in coğrafyası, halkının savaş&ccedil;ı ruhu hep istilacıları p&uuml;sk&uuml;rtmesini bildi. Cumhuriyetin kurulması ardından, dize getirilmek istenen Dersim halkı i&ccedil;in katliam tarihi 1937 değil, 9 yıl &ouml;ncesinden verilen bir karardı.</span>            <div>&nbsp;</div>            <br>            <br>            <p><span style="font-size: x-small">1937-1938 Dersim isyanı yada katliamının &uuml;zerinden 70 yıl ge&ccedil;ti. Osmanlı padişahları tarafından &quot;Sefer olur zafer olmaz&quot; denilerek, 1700'l&uuml; yılların sonundan itibaren yapılan hi&ccedil;bir sefer başarıya ulaşmadı.</span></p>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Dersim'in coğrafyası, halkının savaş&ccedil;ı ruhu hep istilacıları p&uuml;sk&uuml;rtmesini bildi. Cumhuriyetin kurulması ardından, dize getirilmek istenen Dersim halkı i&ccedil;in katliam tarihi 1937 değil, 9 yıl &ouml;ncesinden verilen bir karardı.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">20-21 Mart 1937 gecesi Har&ccedil;ik deresi &uuml;zerinde bulunan tahta k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n yakılması sonrasında isyanların başladığı resmi kayıtlarda yer almasına rağmen, Dersim'e &quot;yapılacaklar&quot; 1926 yılından itibaren Cumhuriyet H&uuml;k&uuml;meti'nin ana planları arasındaydı.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Devletin resmi kayıtlarında, 2 Şubat 1926 tarihinde Dersim'e m&uuml;fettişlerce yapılan gezinin ardından İ&ccedil;işleri Bakanlığı'na &ccedil;eşitli raporlar sunulur. M&uuml;fettişlerden Diyarbakır Valisi Cemil Paşa tarafından hazırlanan raporda, Dersim halkının kazanılması gerektiği, buralara ıslahata girişilmesi, okul, yol, hastane yapılması gerektiği, tarım ve yerel end&uuml;strinin geliştirilmesi i&ccedil;in &ouml;nlemler alınmasının şart olduğu belirtilmesine rağmen, M&uuml;lkiye M&uuml;fettişi Hamdi Bey tarafından hazırlanan raporda işe şunlara yer veriliyordu:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&quot;Yaptığım temasların bende hasıl ettiği izlenime g&ouml;re, Dersim gittik&ccedil;e K&uuml;rtleşiyor, &uuml;lk&uuml;leşiyor ve dolayısıyla tehlike b&uuml;y&uuml;yor. H&uuml;k&uuml;meti senelerden beri meşgul etmekte bulunan Dersim meselesi eski idarenin seyyiat mirasından başka bir şey değildir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Yeni h&uuml;k&uuml;metin bazen adil davranış, bazen zayıf ve bazen de sebepsiz ve neticesiz şiddet g&ouml;sterme gibi dengesiz ve faydasız politikası Dersim'i daimi bir herc&uuml;mer&ccedil; yuvası haline getirmiştir. Sivil ve asker b&uuml;y&uuml;klerin ıslahat ve tedibat gibi zıd fikir ve d&uuml;ş&uuml;nceleri, m&uuml;tereddit ve tehdit etmek istidarında olmayan eski idare merkezlerini devamlı suretle işgal etmiştir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Dersim Cumhuriyet H&uuml;k&uuml;meti i&ccedil;in bir &ccedil;ıban başıdır. Bu &ccedil;ıban &uuml;zerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri &ouml;nlemek, memleket selameti bakımından mutlaka lazımdır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Aşiretlerin durumları ve silahları hakkında verilen bilgi, teşvik ve teyit ihtiyacından uzaktır. Bu konuda alınan malumat ger&ccedil;eğin tam kendisidir. Son derece zeki, kurnaz ve hileci olan bu halk, h&uuml;k&uuml;metin zayıf veya kuvvetli olduğuna g&ouml;re m&uuml;tecaviz veya itaatlidir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Okul a&ccedil;mak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan &ccedil;eşitli sanayi işleri sağlamak, &ouml;zet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıshalata alınmak hayalden başka bir şey değildir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Teenni ve idare-i maslahat politikası bir s&uuml;re daha devam ederse gelecekte daha b&uuml;y&uuml;k karışıklık ve kaynaşmalar beklemek lazımdır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Ge&ccedil;en yıl kararlaştırılan ıslahat, bazı siyasi sebeplerle elverişli ve uygun bir zemine ertelenmişti. Bu siyasi d&uuml;ş&uuml;nceleri esası Musul meselesi idi ki, o da kesin bir sonuca bağlanmamış olduğuna g&ouml;re, daha fazla geciktirilmeye tahamm&uuml;l&uuml; kalmayan Dersim meselesinin bir an &ouml;nce halli uygun bir ileri g&ouml;r&uuml;şl&uuml;l&uuml;k olur...&quot;</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Hazırlanan bu rapor, &quot;yeri ve zamanı geldiğinde&quot; değerlendirilmek &uuml;zere bekletilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">1929 Tend&uuml;rek harekatı ile 1930'larda Savur, Zilan, 3. Ağrı Harekatı, P&uuml;l&uuml;m&uuml;r harekatı, Menemen Olayı gibi isyanlar ile meşgul olan h&uuml;k&uuml;met, bu isyanları bastırmasından sonra Dersim'e yapılacak sefer i&ccedil;in gerekli yasaları hazırlar. Takrir-i S&uuml;kun, Tebdil ve Tenkil yasaları dışında &quot;Tunceli Kanunu&quot; olarak bilinen yasa devreye girer.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&quot;TUNCELİ KANUNU&quot;</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Mevcut yasalarla Dersim'de bir harekat yapılamayacağını anlayan h&uuml;k&uuml;met, adına &quot;Tunceli Kanunu&quot; verdiği bir yasa &ccedil;ıkartır. Bu yasa ile vali ve komutanlara bakan yetkisi verilir. Vali ve komutanların dilediği hakimi, savcıyı, kaymakamı, belediye başkanını g&ouml;revden alma, yerine atama yapma, k&ouml;y boşaltma, s&uuml;rg&uuml;n etme, idam kararını onama, affetme yetkisi verilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&quot;İdari&quot;, &quot;Adli&quot; ve &quot;&Ccedil;eşitli Yetkiler&quot; başlığı altında hazırlanan yasa metni ş&ouml;yle:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&quot;25 Aralık 1935'te &ccedil;ıkartılan 2884 sayılı Tunceli İlinin İdaresi Hakkındaki Kanuna g&ouml;re; Tunceli iline Korgeneral r&uuml;tbesinde bir zat vali ve komutan se&ccedil;ilir ve kendisi aynı zamanda teşkil edilen 4. Genel M&uuml;fettişliğin de Genel M&uuml;fettişidir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">İdari Yetkiler:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutan, bakanların haiz oldukları b&uuml;t&uuml;n yetkilere haizdir. Vali ve komutan, l&uuml;zum g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; takdirde ili teşkil eden il&ccedil;e ve bucakların hudut ve merkezlerini değiştirir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutanın inhası &uuml;zerine, ilin il&ccedil;e kaymakamlıkları ve bucak m&uuml;d&uuml;rl&uuml;klerine muvazzaf subay atanabilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutan, adliye memur ve katipleri hakkında Hakimler Kanunu'nun h&uuml;k&uuml;mlerine g&ouml;re bunların amirleri tarafından verilebilecek cezaları dahi uygulamaya yetkilidir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutan, l&uuml;zum g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; belediyelerde başkanlık g&ouml;revini kaymakamlara ve bucak m&uuml;d&uuml;rlerine verebilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Adli H&uuml;k&uuml;mler:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Cumhuriyet savcıları hazırlık tahkikatında hakimlerin haiz oldukları yetkileri kullanırlar.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Cumhuriyet savcıları ilk tahkikata l&uuml;zum g&ouml;rmedikleri işleri iddianame ile doğruca mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icrası kanunen mecburi olan su&ccedil;larda dahi savcılar bu yetkili kullanabilirler.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Dava a&ccedil;ılması izne bağlı olan işlerde izin verme yetkisi vali ve komutanındır. Hakimin reddine dair dileğin kabul edilmemesine dair kararlar kesindir. Hazırlık tahkikatında yapılan tahkik işleri, ilk tahkikatta tekrarlanmaz. İlk tahkikatın a&ccedil;ılması kararına itiraz edilemez.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Cumhuriyet savcısının iddianamesi sanığa tebliğ edilmez. İlk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararlarına sanık tarafından itiraz edilemez Duruşmada Cumhuriyet Savcısı'nın muvafakatı ile şahitlerin hazırlık veya ilk tahkikatta tespit edilen ifadelerinin okunması ile yetinilebilir. Vilayet i&ccedil;indeki ceza mahkemelerinden verilen h&uuml;k&uuml;mler tamyize tabi olmayıp kesindir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&Ccedil;eşitli Yetkiler:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutan, emniyet ve asayiş bakımından l&uuml;zum g&ouml;r&uuml;rse il halkından olan fertleri ve aileleri il i&ccedil;inde bir yerden diğer bir yere nakletmeye ve bu gibilerin il i&ccedil;inde oturmalarını men etmeye yetkilidir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Vali ve komutan, herhangi bir şahıs hakkında takibatın ertelenmesine ve cezaların teciline yetkilidir. Bu erteleme ve tecil zaman aşımı işlemine mani olmaz.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">İdam h&uuml;k&uuml;mlerinin vali ve komutan tarafından teciline l&uuml;zum g&ouml;r&uuml;lmediği takdirde infazı emrolunur.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Tunceli ili i&ccedil;inde oturanlar; Elazığ, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum, G&uuml;m&uuml;şhane, Bing&ouml;l illerine ge&ccedil;erek T&uuml;rk Ceza Kanunu'nun bu kanunla tespit edilen su&ccedil;larını işledikleri takdirde, işledikleri su&ccedil; Tunceli ili i&ccedil;inde işlenen su&ccedil;larla irtibatlı ise, bunlar ve bunlara yataklık edenler Tunceli kamak ve mahkemelerce bu kanundaki usule g&ouml;re takip ve muhakeme olunurlar.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Bu kanunun h&uuml;k&uuml;mleri muhabiline şamildir. Bu kanun neşri tarihinden 1 Ocak 1940 tarihine kadar ge&ccedil;erli olacaktır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">31 Aralık 1935 tarihinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren ve 1 Ocak 1940'a kadar ge&ccedil;erli olacağı ilan edilen kanun, &ccedil;ok partili rejime ge&ccedil;ilen 1946 yılı sonuna kadar y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte kalır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">YASANIN ARDINDAN, KATLİAM EMRİ BAKANLAR KURULUNCA VERİLİR</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&Ccedil;ıkarılan &quot;Tunceli Kanunu&quot;nun ardından, askeri yığınak yapılır ve Dersim'e yapılacaklar i&ccedil;in Bakanlar Kurulu kararı alınır. 4 Mayıs 1937 yılında alınan kararlarda şunlar vardır:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">&quot;Son g&uuml;nlerde Tunceli'de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4-5-1937 tarihinde Atat&uuml;rk'&uuml;n ve Mareşal'in huzurları ile tetkik ve m&uuml;talaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">1-Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Ke&ccedil;ikezen (Aşağı Bor), Sin, Karaoğlun hattına kadar şedit ve m&uuml;essir bir taarruz hareketi ile varılacaktır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">2- Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de k&ouml;ylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000) kişinin nakli tertibatı h&uuml;k&uuml;met&ccedil;e ele alınmıştır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">M&uuml;lahaza:</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettik&ccedil;e isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun i&ccedil;indir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hali getirmek, k&ouml;yleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak l&uuml;zumlu g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Not: Malatya'dan ve Ankara'dan g&ouml;nderilen kuvvetlerin cepheye varsıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır'dan gelecek taburun tevzihi, but&uuml;n bunlar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs'ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Not: Paraya acımaksızın i&ccedil;lerinden &ccedil;ok adan kazanıp kullanmaya &ccedil;alışmak lazımdır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">SALDIRI &Ouml;NCESİNDE B&Ouml;LGEYE KARAKOLLAR YAPILIR</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Genelkurmay belgelerine g&ouml;re, &ccedil;ıkarılan yasalar ve Bakanlar Kurulu'nun kararı ardından, Dersim, Elazığ, Diyarbakır, Malatya, Erzincan, Bing&ouml;l ve Erzurum'daki birliklere ve valilere bu kararlar tebliğ edilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Dersim'e &ccedil;evre illerden askeri birlikler sevk edilir, yeni karakollar yapılır, jandarma taburları takviye edilir.&nbsp;</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">20-21 Mart 1937 gecesi Har&ccedil;ik deresi &uuml;zerinde bulunan tahta k&ouml;pr&uuml;n&uuml;n yakılması sonrasında b&ouml;lgeye P&uuml;l&uuml;m&uuml;r ve Mazgirt'ten, Hozat Seyyar Jandarma Alayı'ndan askeri birlikler sevk edilmeye başlanır.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Genelkurmay raporlarında, askeri personel, cephane, ara&ccedil;ların yanısıra i&ccedil;lerinde Atat&uuml;rk'&uuml;n manevi kızı Sabiha G&ouml;k&ccedil;en'in de bulunduğu 2. Tayyare Alayı'ndan 7 u&ccedil;aklı bir filonun da Dersim harekatına katılmak i&ccedil;in, yer kademesi ile birlikte hazırlanarak Elazığ'a g&ouml;nderilmesi emredilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Korgeneral Abdullah Alpdoğan'ın başında bulunduğu Genel M&uuml;fettişliğin hazırladığı rapor doğrultusunda asker, silah ve cephane eksiklikleri tespit edilir. &Ccedil;evre illerin yanısıra, &Ccedil;anakkale ve Ankara'dan da trenle askerler Dersim harekatına katılmak i&ccedil;in Elazığ'a getirilir.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">1 Mayıs 1937 tarihinde, 4. Genel M&uuml;fettişlik emrindeki birliklerin durumu ş&ouml;yle idi:</span></div>            <div><span style="font-size: x-small">122 subay, 36 askeri memur, 4 bin 683 er, 234 gayri muharip er, 828 hayvan, 545 &ccedil;eşitli araba, 259 motorlu ara&ccedil;, 4 bin 323 t&uuml;fek, 261 hafif makinalı t&uuml;fek, 32 ağır makinalı t&uuml;fek, 12 dağ topu, 709 bin 965 t&uuml;fek mermisi.</span></div>            <div>&nbsp;</div>            <div><span style="font-size: x-small">Devam edecek</span></div>            </td>        </tr>    </table></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>28 Nov 2008 11:54:10 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654606</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>M&#304;T&amp;#8217;te neler oluyor -M. Altan</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654473</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="2">Ge&ccedil;miş y&uuml;zyıllarda kalmış &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml; ve dehşet verici şartlanmaların kanlı saldırganlığı Hindistan&rsquo;ı ve d&uuml;nya kamuoyunu allak bullak etti. <br><br>İskenderun TEM&rsquo;de ş&uuml;pheli cinayet, T&uuml;rkiye&rsquo;deki herkesin dilsiz bir şekilde izlediği &lsquo;tabuların tabusu&rsquo; uyuşturucu ticaretini akla getirdi. <br><br>Bir derin &ccedil;atlak da MİT&rsquo;te &ccedil;ıktı. <br><br>* * * <br><br>Durmak usanmak bilmeyen ve devleti devlet olmaktan tamamıyla &ccedil;ıkaran &lsquo;devlet i&ccedil;i&rsquo; kavgaların cılkı &ccedil;ıktığında, ben d&ouml;ner T&uuml;rkiye B&uuml;y&uuml;k Millet Meclisi Susurluk Komisyon Raporu&rsquo;na bakarım. <br><br>D&uuml;n sabah da &ouml;yle yaptım. <br><br>Ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k dilimi bir kez daha yuttum. <br><br>&Uuml;st&uuml;ndeki sır perdesi hi&ccedil; aralanmayan yakın d&ouml;nem cinayetlerinden biri de MİT M&uuml;steşar yardımcısı Hiram Abbas cinayetidir. <br><br>Siz, istihbarat &ouml;rg&uuml;t&uuml;n&uuml;n tepe noktasındaki bir y&ouml;neticinin cinayete kurban gidip de bunun arkasının bırakıldığı bir &uuml;lke g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z m&uuml;? <br><br>Ben g&ouml;rd&uuml;m, T&uuml;rkiye. <br><br>* * * <br><br>Hiram Abbas&rsquo;ı anımsamamın nedeni, Susurluk Komisyon Raporu&rsquo;nu karıştırırken onun MİT&rsquo;le ilgili değerlendirmelerine rastlamam oldu. <br><br>&lsquo;Hiram Abbas&rsquo;a Emniyet MİT &ccedil;ekişmesinin sebebini sorduğunda... <br><br>MİT&rsquo;in bu mafyadan bilgi aldığını, hem uyuşturucu ka&ccedil;ak&ccedil;ılığı bakımından, hem de siyas&icirc; bakımlardan bilgi aldıklarını, Emniyet&rsquo;in de bilgi aldığını. Mafyanın dininin imanının para olduğunu, başka bir şey d&uuml;ş&uuml;nmediğini, ter&ouml;rle beslendiğini. Silah ka&ccedil;ak&ccedil;ılığının onlara kar getirdiğini. Onların da hem sağ hem de sol ter&ouml;riste silah temin edip para kazandıklarını. Bunları bildiklerini, bilgi aldıkları grupları da himaye ettiklerini; mafyanın da hem poliste &ccedil;eşitli gruplara, hem de istihbaratta &ccedil;eşitli gruplara dayanmak ihtiyacını hissettiğini s&ouml;ylediğini... <br><br>Bunun kendisine &ccedil;ok ters geldiğini, sonradan bunu Emniyet&rsquo;teki kişilere de teyit ettirdiğini, bunun sonucu olarak da Emniyet ve MİT arasındaki rekabetin doğurduğu başka bir platformun oluşmuş olduğunu... <br><br>Yani herkesin kendi mafyasını oluşturduğunu anladığını, Hiram Bey&rsquo;e ve Emniyet&rsquo;teki kişilere, &lsquo;siz ne yapıyorsunuz, adamları uyuşturucu ile yakalayınca g&ouml;rm&uuml;yor musunuz, iade mi ediyorsunuz?&rsquo; dediğinde &ccedil;ok a&ccedil;ık bilgi veremediklerini, biraz m&uuml;samahak&aacute;r davrandıklarını s&ouml;ylediklerini... <br><br>Kendisinin de &lsquo;mafyayı ikiye ayırdınız, bilgi aldıklarınıza m&uuml;samaha ediyorsunuz, Emniyet&rsquo;in mafyası ayrı, MİT&rsquo;in mafyası ayrı. Emniyet&rsquo;in i&ccedil;inde falanın mafyası var filanın mafyası var, aynı şekilde MİT&rsquo;in i&ccedil;inde falanın mafyası var, filanın mafyası var, bu ne bi&ccedil;im iş b&ouml;yle kepazelik?&rsquo; dediğini... <br><br>Bunun &uuml;zerine konuyu &Ouml;zal&rsquo;a anlattığını. Bilgi kaynağının olabileceğini. Belirli kişilerin korunabileceğini ama ekipleri korumaya kadar işin g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesinin sakıncalarını anlattığını. Sonradan istihbarat raporunda da, sorgulama raporunda da bunu teyit eder mahiyette D&uuml;ndar Kılı&ccedil;&rsquo;ın polisin bir kısmını bu şekilde beslediğinin ortaya &ccedil;ıktığını... <br><br>Bu nedenle işin ciddiyeti y&ouml;n&uuml;yle ilgili kişilerle g&ouml;r&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;n&uuml;... <br><br>&lsquo;Bir m&uuml;ddet sonra mafya-polis, mafya-istihbarat&ccedil;ı ilişkisi halinde devam eder, probleme sebebiyet verir&rsquo; dediğini, nitekim Mehmet Eym&uuml;r-Atilla Aytek, Mehmet Ağar-Mehmet Eym&uuml;r rekabeti halinde ortaya &ccedil;ıktığını...&rsquo; <br><br>* * * <br><br>Bunları Hiram Abbas kime s&ouml;yl&uuml;yor? <br><br>Hasan Celal G&uuml;zel&rsquo;e... <br><br>O da Susurluk Komisyonu&rsquo;na anlatıyor... <br><br>* * * <br><br>Komisyon, t&uuml;m araştırmalarının sonucunu &ouml;zetlediği Genel Değerlendirme B&ouml;l&uuml;m&uuml;&rsquo;nde MİT i&ccedil;in şunları yazıyor: <br><br>&lsquo;MİT, Başbakanlık&rsquo;a bir liste vermektedir. Listede eski başbakanın ve eşinin adı ni&ccedil;in bulunmaktadır? <br><br>Bu kişiler MİT kayıtlarından s&uuml;z&uuml;l&uuml;p &ccedil;ıkmakta ancak hangi olaylar, eylemler vesilesiyle MİT kayıtlarına girdiklerini saklamaktadır. <br><br>Genellikle istihbarat elemanları ayrıldıktan hele de ayrılmak zorunda bırakıldıktan sonra tekrar aynı teşkilata d&ouml;nememektedirler. Oysa Mehmet Eym&uuml;r daha etkili bir g&ouml;revle MİT&rsquo;e d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Başbakan &Ccedil;iller ve devrin Genelkurmay Başkanı D. G&uuml;reş bunu sağlamış, daha da ilginci Eym&uuml;r grubunun şiddetli bir &ccedil;atışma i&ccedil;inde olduğu grubun &ouml;nde gelenlerinden Nuri G&uuml;ndeş&rsquo;i de yanına almıştır. G&uuml;ndeş, Komisyon&rsquo;a bilgi verirken raporlarını &Ouml;zer &Ccedil;iller&rsquo;e verdiğini nakletmiştir. <br><br>Ayrıca burada M. Eym&uuml;r&rsquo;&uuml;n b&uuml;t&uuml;n operasyonel faaliyetlerinin denetim dışına &ccedil;ıkarıldığını belirtmek isteriz. <br><br>Bu arada Emekli Sandığı konusunda yapılan bir tadilatla sessiz sedasız MİT&rsquo;te tasfiyeye gidilmesine imk&aacute;n vermiştir. <br><br>Susurluk olayı &ouml;nemlidir. Emniyet&rsquo;te cereyan eden olaylar, ilişkiler, menfaatler, &ccedil;atışmalar &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Kazada &ouml;len Mehmet &Ouml;zbay&rsquo;ın Abdullah &Ccedil;atlı olduğunu yarım saat i&ccedil;inde &uuml;lkeye duyurabilenlerin sessizliği ve canlarının istediği kadar konuşup sonra susanların ve kendi teşkilatlarının ihtiyacı kadar bilgi aktaranların, bir suale cevap vermeleri gereklidir. Kendilerinin ihtiyacı mı, &uuml;lke ihtiyacı mı &ouml;ndedir?&rsquo;&nbsp;<br><br>* * *&nbsp;<br><br>Yazıya &uuml;ffff, &uuml;ffff diye başlamıştım. <br><br>Susurluk Raporu&rsquo;nu yeniden okuyunca: <br><br>&lsquo;Korkun&ccedil;&rsquo; diye bitiriyorum. <br><br>Ve kendi kendime bir kez daha soruyorum: <br><br>&lsquo;Burası ger&ccedil;ekten devlet mi?&rsquo; </font></p><p><font size="2">Star<br></font></p><div><div><div>&nbsp;</div></div></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>28 Nov 2008 11:45:55 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654473</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>K&#252;rt Dili ve Edebiyat&#305; B&#246;l&#252;m&#252; -K&#252;rsat Bumin</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654497</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font>DTP Siirt milletvekili Osman &Ouml;z&ccedil;elik, &ouml;nceki g&uuml;n, İstanbul ve Dicle &uuml;niversitelerinde &ldquo;K&uuml;rt Dili Ve Edebiyatı B&ouml;l&uuml;m&uuml;&rdquo; kurulmasını &ouml;ng&ouml;ren kanun teklifini TBMM Başkanlığı'na sundu. </font></p><p>Teklifin sunulduğu g&uuml;n &Ouml;ğretmenler G&uuml;n&uuml; idi. &Ouml;z&ccedil;elik, teklifini sunmak i&ccedil;in bu g&uuml;n&uuml; &ouml;zellikle mi bekledi bilmiyorum; ama eğer &ouml;yle ise yerinde bir se&ccedil;im yapmış doğrusu.</p><p>Neden? Şunun i&ccedil;in tabii ki:</p><p>K&uuml;rt&ccedil;e &ouml;ğreniminin bug&uuml;n olmaz ise yarın, yarın olmaz ise &ouml;b&uuml;r g&uuml;n bir bi&ccedil;imde ilk ve orta &ouml;ğretim okullarımızın m&uuml;fredatına dahil edileceğini s&ouml;ylemek artık abartılı bir &ouml;ng&ouml;r&uuml; olmadığına g&ouml;re, artık kapıya dayanmış olan bu s&uuml;rece ilişkin resmi yapılanmaya y&ouml;nelik ilk girişimin &Ouml;ğretmenler G&uuml;n&uuml;'nde ger&ccedil;ekleştirilmiş olması yerinde ve anlamlı bir se&ccedil;imdir doğrusu.</p><p>&ldquo;Akıllı bir devlet&rdquo;in b&ouml;yle işlemesi gerekir. Toplumun kapıya dayanmış ihtiya&ccedil;larını belirleyecek ve bunlar i&ccedil;in gerekli hazırlıkları &ouml;nceden yapacaksınız...</p><p>Diyelim ki Milli Eğitim Bakanlığı, 1, 2, 3 bilemediniz 5 yıl sonra, yeni bir yasaya ya da bir y&ouml;netmelik değişikliğine dayanarak K&uuml;rt&ccedil;e &ouml;ğretimini &ldquo;pilot b&ouml;lgeler&rdquo;deki ilk&ouml;ğretim okullarından başlamak &uuml;zere m&uuml;fredatına dahil ediverdi.</p><p>İyi g&uuml;zel ama bu &ouml;ğretimi verecek &ouml;ğretmenler nerede?</p><p>Bu sorun K&uuml;rt&ccedil;e bilen okur-yazarlarla halledilemeyeceğine g&ouml;re, elinizde K&uuml;rt&ccedil;e Dili ve Edebiyatı gibi bir b&ouml;l&uuml;mden diplomalı &ouml;ğretmen adayları olması gerekecek.</p><p>&Ouml;ng&ouml;r&uuml; dediğim b&ouml;yle bir şey. 5 yıl sonrasında a&ccedil;ılması muhtemel kadroların nasıl doldurulacağını bug&uuml;nden &ouml;ng&ouml;rmeye &ccedil;alışmak. Osman &Ouml;z&ccedil;elik'in kanun teklifi yarın kanunlaşsa bile, s&ouml;z konusu b&ouml;l&uuml;mlerin kurulması, &ccedil;alışması, mezun vermesi en az 7-8 yıl alacaktır.</p><p>Ayrıca takdir edersiniz ki, &uuml;niversitelerdeki s&ouml;z konusu b&ouml;l&uuml;mlerin &ouml;ğretim kadrosunun nasıl oluşturulacağı meselesi de &uuml;zerinde şimdiden d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmesi gereken apayrı ve yine &ccedil;etin bir konudur.</p><p>Bunları s&ouml;yl&uuml;yorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; birka&ccedil; yıl &ouml;nce K&uuml;rt&ccedil;e'de dahil olmak &uuml;zere &ldquo;dil kursları&rdquo; serbest bırakıldığında, konu bir &Ccedil;erkez platformunda tartışılmış ve mevcut y&ouml;netmeliklere g&ouml;re bu kurslarda g&ouml;rev alacak &ouml;ğreticilerin &ldquo;&ouml;ğretmen&rdquo; stat&uuml;s&uuml;nde olması gerektiği ironik bi&ccedil;imde dile getirilmişti. &ldquo;İronik bi&ccedil;imde&rdquo; diyorum, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &uuml;niversitelerinde &Ccedil;ince ve Macarca dili ve edebiyatı &ouml;ğretimi bile (verilmesi iyi tabi ki) verilen &uuml;lkede &Ccedil;erkezce &ouml;ğrenimi alınan tek bir b&ouml;l&uuml;m yoktu. Dolayısıyla y&ouml;netmeliğin bu alanda sertifikalı &ouml;ğretmeni şart koşması bayağı matraktı doğrusu...</p><p>Demek ki, hi&ccedil; değilse yakın gelecekte neler olabileceğini, ne gibi yeni ihtiya&ccedil;lar &ccedil;ıkabileceğini bug&uuml;nden &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmesi ve ona g&ouml;re hazırlıklara başlanması gerekiyor.. &ldquo;K&ouml;y kurucusu&rdquo; se&ccedil;er gibi &ouml;ğretmen se&ccedil;mek m&uuml;mk&uuml;n olmadığına g&ouml;re, &Ouml;z&ccedil;elik'in kanun teklifinin mutlaka desteklenmesi ve kanuna d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi gerekiyor.</p><p>G&ouml;r&uuml;yorsunuz bu ve benzer konular &ldquo;ateşli nutuklar&rdquo;la tartışılacak nitelikte değil. Heyecan, duygusallık, &ouml;fke vs kaldırmayan, akılcı y&ouml;ntemlerin işe katılmasını gerektiren sahici konular bunlar.</p><p>&nbsp;</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>28 Nov 2008 11:36:42 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009654497</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>S&#246;z&#252;m, Erdo&#287;an&amp;#8217;la Ba&#351;bu&#287; Pa&#351;a&amp;#8217;ya!</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641932</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <div>&nbsp;</div><div><div style="width: 318px"><img src='http://www.nasname.com/thumbnail.php?file=fft6_mf1313_923056543.jpg&amp;size=article_medium' alt='image'  /> <span><font size="2">Hasan Cemal</font></span></div><p><b>K&uuml;rt s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ağzına alamayanlar bu &uuml;lkede K&uuml;rt meselesini hissedemezler, anlayamazlar. K&uuml;rt s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ağzına alamayanlar, &lsquo;K&uuml;rt sorunu&lsquo;nun adını koyamayanlar bu &uuml;lkenin demokrasi ve hukuk sorununu &ccedil;&ouml;zemezler, T&uuml;rkiye&rsquo;nin AB yolunu a&ccedil;amazlar. </b></p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p>&nbsp;</p><p><font size="2">K&uuml;rt s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bile ağzına alamayanların, K&uuml;rt sorununun adını bile koyamayanların bu &uuml;lkede demokrasi ve hukuk devleti, insan hakları ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler konusunda verdikleri s&ouml;zler lafta kalmaya mahkumdur.<br>Ve hayal kurulmasın:<br>Demokrasi ve hukuk sorununu &ccedil;&ouml;zemeyen bir T&uuml;rkiye, aş ve iş sorununu da &ccedil;&ouml;zemez, yani yoksulluğu da yenemez.<br>Devletin eski malum yoludur:<br>&ldquo;K&uuml;rt sorunu yoktur, ter&ouml;r sorunu vardır ve &ouml;ncelik ter&ouml;rle m&uuml;cadeledir.&rdquo;<br>Yine bilinen resmi tezidir:<br>&ldquo;Ter&ouml;rle birlikte yoksulluk da yenilir, eğitim, sağlık gibi sosyal sorunlar da &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;rse barış gelir.&rdquo;<br>Yine devlet der ki:<br>&ldquo;Dildi, kimlikti, k&uuml;lt&uuml;rel haklardı veya yerel y&ouml;netimleri g&uuml;&ccedil;lendirmekti gibisinden bazı hassas konulara fazla ilişmek tehlikelidir; K&uuml;rt milliyet&ccedil;iliğini, ayrılık&ccedil;ılığı k&ouml;r&uuml;kler.&rdquo;<br>Bu yol 85 yıl denendi.<br>Devletin &lsquo;sopa&lsquo;sı &ouml;zellikle son &ccedil;eyrek y&uuml;zyıldır elinden hi&ccedil; eksik olmadı. &lsquo;Devletin ezberi&rsquo; hi&ccedil; bozulmadı.<br>H&uuml;k&uuml;metler başlangı&ccedil;ta bazen farklı d&uuml;ş&uuml;nseler, bazen mırın kırın etseler de, &lsquo;asker&lsquo;in ağırlığını koymasıyla sonunda &lsquo;devletin yolu&lsquo;na geldiler.<br>Bug&uuml;n de farklı değil.<br>Nihayet AKP h&uuml;k&uuml;meti de, -Baykal&rsquo;ın da olumlu bir dille belirttiği gibi- devletin 85 yıllık ezberine sahip &ccedil;ıkarak yola geldi sayılır.<br>Şu da s&ouml;ylenebilir:<br>Bug&uuml;n artık anlaşılan Erdoğan da K&uuml;rt sorununun bir &lsquo;aydın sorunu&rsquo; olduğuna, hatta bir &lsquo;aydın fantazisi&rsquo; olduğuna inanıyor.<br>Ter&ouml;rle m&uuml;cadele ederek, G&uuml;neydoğu&rsquo;ya hizmet g&ouml;t&uuml;rerek -ve Barzani&rsquo;yle de PKK&rsquo;ya karşı işbirliği yaparak- b&ouml;lgeye barış getireceğine inanıyor Erdoğan...<br>Bunlar ge&ccedil;mişte de denendi.<br>Devletin 85 yıllık ezberi b&ouml;yle. <br>1990&rsquo;larda da bu yolda gidilmek istendi. &lsquo;Eskiler&rsquo; de bu yollardan ge&ccedil;tiler. 1990&rsquo;ların başında Barzani&rsquo;yle birlik olup PKK&rsquo;ya karşı &lsquo;sandvi&ccedil; operasyonları&rsquo; da d&uuml;zenlendi; dağ taş da bombalandı; y&uuml;zlerce kez Kuzey Irak&rsquo;a da girildi &ccedil;ıkıldı.<br>Sonu&ccedil;?..<br>Yine aynı noktadayız. Başbuğ Paşa daha h&acirc;l&acirc; yakınmıyor mu, &ldquo;Dağın yolunu kesemedik&rdquo; diye...<br>Ama &lsquo;re&ccedil;ete&rsquo;miz değişmiyor. Ezber yine aynı ezber, &ldquo;K&uuml;rt sorunu yok, ter&ouml;r sorunu var!&rdquo; Oysa bu bir &ccedil;ıkmaz yol. Bunun b&ouml;yle olduğunun, 85 yıldır ya da son 25 yıldır anlaşılmış olması gerekirdi.<br>&Ouml;zetlemekte yarar olabilir.<br>Bir:<br>K&uuml;rt sorunu yoktur dediğiniz s&uuml;rece, ter&ouml;r sorununu da, yoksulluk sorununu da &ccedil;&ouml;zemezsiniz.<br>İki:<br>K&uuml;rt sorunu kapsamında demokrasiyle hukukun, insan haklarıyla &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerin gereğini yapmadığınız s&uuml;rece, &lsquo;dağın yolu&rsquo;nu kesemezsiniz.<br>&Uuml;&ccedil;:<br>PKK&rsquo;nın K&uuml;rt sorununun bir &uuml;r&uuml;n&uuml; olduğunu anlamak istemediğiniz s&uuml;rece dağın yolu da kesilmez, PKK&rsquo;nın k&ouml;kleri de...<br>D&ouml;rt:<br>Barzani&rsquo;yle PKK&rsquo;ya karşı işbirliğine fazla bel bağlamak yanlıştır. 1990&rsquo;ların başında da farklı değildi. 1992&rsquo;de, 1993&rsquo;de hem Talabani&rsquo;den hem Barzani&rsquo;den bizzat duymuşumdur, &ldquo;Peşmerge&rsquo;ye emir versek de, bir sınırın &ouml;tesinde PKK&rsquo;ya silah &ccedil;evirmezler&rdquo; diye...<br>Beş:<br>O devirler ge&ccedil;ti. K&uuml;rd&rsquo;&uuml; K&uuml;rd&rsquo;e karşı oynamak &ccedil;ok uzak ihtimaldir. Kuzey Irak&rsquo;ta adı &ldquo;K&uuml;rdistan B&ouml;lgesel Y&ouml;netimi&rdquo; olan devletleşme s&uuml;reci bug&uuml;n T&uuml;rkiye dahil b&ouml;lgenin her yanındaki K&uuml;rtler tarafından yakın ilgiyle, biraz da gururla izlenen &ouml;zel bir durum...<br>Altı:<br>Kuzey Irak ya da devlet deyişiyle &ldquo;Irak&rsquo;ın kuzeyi&rdquo;nde olan biteni g&ouml;rmezlikten gelerek T&uuml;rkiye&rsquo;nin G&uuml;neydoğusu&rsquo;nda barış kapısı a&ccedil;ılamaz. G&uuml;neydoğu&rsquo;nun bir adım &ouml;tesinde, Dohuk&rsquo;ta, Erbil&rsquo;de, S&uuml;leymaniye&rsquo;de K&uuml;rtlerin &uuml;niversiteleri var, okulları var, radyo, televizyon ve gazeteleri var. Dillerini, k&uuml;lt&uuml;rlerini serbest&ccedil;e &ouml;ğreniyorlar, K&uuml;rt&ccedil;e eğitim de g&ouml;r&uuml;yorlar, kimliklerini de &ouml;zg&uuml;rce yaşıyorlar.<br>Yedi:<br>B&uuml;t&uuml;n bunlara bizim K&uuml;rtlerimizin g&ouml;zleri kapalı mı? Elbette hayır. Hem izliyorlar, hem oraya &ccedil;ocuklarını g&ouml;nderiyorlar. 2000&rsquo;lerin başlarında ben de Şırnak&rsquo;tan, Diyarbakır&rsquo;dan oralara gidip okuyan K&uuml;rt gen&ccedil;leriyle o mekanlarda tanışmıştım.<br>Sekiz:<br>Irak K&uuml;rdistan B&ouml;lgesel Y&ouml;netimi uzunca zamandır Amerika&rsquo;nın, Avrupa&rsquo;nın, İsrail&rsquo;in ilgi odağı. Batı&lsquo;da bir&ccedil;ok &uuml;lke, bu b&ouml;lgenin kalkınmasına &ouml;zel &ouml;nem veriyor. Bir zamanlar Batı Almanya Doğu Almanya karşısında, G&uuml;ney Kore Kuzey Kore karşısında, İsrail Arap d&uuml;nyasının ortasında nasıl destek g&ouml;rd&uuml;yse, o &ouml;l&ccedil;&uuml;de olmasa bile Irak K&uuml;rtleri de bug&uuml;n benzer ilgi ve desteğin sahibidir. Bu durum artarak devam edeceğe benziyor.<br>Dokuz:<br>Ve unutulmasın: <br>K&uuml;rdistan B&ouml;lgesel Y&ouml;netimi&rsquo;nin gitgide normalleşmekte olan bir Irak&rsquo;ta, ham petrol gelirlerindeki payı da artacak. &ldquo;Aş ve iş durumları iyiye giderken, kendi kimliklerini &ouml;zg&uuml;rce yaşayan Irak&rsquo;lı K&uuml;rtler bizim K&uuml;rtler i&ccedil;in de bir &ccedil;ekim merkezi olabilir mi?&rdquo; sorusunu d&uuml;ş&uuml;nmekte yarar var.<br>On:<br>K&uuml;rt sorunu yok diyerek, K&uuml;rtlerin kimlik meselelerini arka plana atarak, K&uuml;rt s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml; bile ağzına almayarak, ne dağın yolu kesilir, ne de PKK&rsquo;nın k&ouml;kleri; ne barış gelir ne de demokrasi...<br>&Ccedil;ıkmaz yolda inat, T&uuml;rkiye&rsquo;yi maddi ve manevi a&ccedil;ıdan kanatmaya devam eder, o kadar.</font></p><p><font size="2">Milliyet</font></p></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2008 12:17:28 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641932</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>Nurettin Y&#305;lmaz: &amp;#8216;Talabani federasyonu kabul etmi&#351;ti&amp;#8217; </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641788</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><font size="1" color="#035d8a"><br><br><font size="2" color="#000000"><img src='http://foto.gazetevatan.com/newpics/news/251120080040071410046_3.jpg' alt=''  width='125' /><b>R&ouml;portaj*/</b>&ldquo;Talabani bana, &ldquo;&Ouml;zal, federasyon taleplerinde bulundu, biz de kabul ettik&rdquo; dedi. Talabani ve Barzani i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;nin himayesi b&uuml;y&uuml;k nimetti. O g&uuml;n federasyon olurdu. Şimdi olmaz.&rdquo; &ldquo;&Ouml;zal &ccedil;ok cesurdu, dediğini yapardı. Sırf K&uuml;rtler kimliklerini &ouml;zg&uuml;rce yaşamasınlar diye derin devlet, asker, K&uuml;rtlerle federasyonu kabul etmedi. Medya &Ouml;zal&rsquo;a ağır hakaretler etti.&rdquo; <br><br>&ldquo;DTP, İmralı&rsquo;nın s&ouml;zc&uuml;s&uuml;d&uuml;r. İmralı, &ldquo;Gelin g&ouml;r&uuml;şelim, sorunu &ccedil;&ouml;zelim&rdquo; diyor. 1999&rsquo;da İmralı&rsquo;yla barış i&ccedil;in g&ouml;r&uuml;şen asker şimdi niye g&ouml;r&uuml;şm&uuml;yor? Sadece k&uuml;lt&uuml;rel haklar istenecek.&rdquo; <br><br><i>***</i><br><br><b>NEDEN: NURETTİN YILMAZ</b> <br>S&uuml;rekli olarak &lsquo;K&uuml;rt sorunundan&rsquo; s&ouml;z ediyoruz. Bu sorunun yarattığı acıları b&uuml;t&uuml;n &uuml;lke olarak yaşıyoruz. Ama bu sorunu &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in kımıldamıyoruz. Bu sorunun ge&ccedil;mişini, neler olduğunu, &ccedil;&ouml;z&uuml;m noktalarından bir anda nasıl ve hangi olaylarla d&ouml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ccedil;ok merak etmiyoruz. DTP&rsquo;nin disiplin kurulu başkanı olan Nurettin Yılmaz, hayatını politikanın i&ccedil;inde ge&ccedil;irmiş &ouml;nde gelen bir K&uuml;rt politikacısı. 1973&rsquo;te CHP&rsquo;den milletvekili oldu. 1977&rsquo;de ise Meclis&rsquo;e Mardin&rsquo;den bağımsız milletvekili olarak girdi. 1980 Nisan&rsquo;da K&uuml;rt kimliğiyle cumhurbaşkanlığına adaylığını koydu ve b&uuml;y&uuml;k olay yarattı. Darbenin hemen ardından Diyarbakır hapishanesinde &uuml;&ccedil; yıl yattı. Oradaki işkenceleri g&ouml;rd&uuml;. Sonra bir yıl da Barış Derneği Davası&rsquo;ndan hapiste kaldı. Turgut &Ouml;zal&rsquo;ın yakınında bulundu ve &lsquo;&Ouml;zal&rsquo;ın K&uuml;rd&uuml;&rsquo; olarak anıldı. Bu d&ouml;nemde &Ouml;zal&rsquo;ın, &lsquo;federasyon&rsquo; girişimlerini Iraklı K&uuml;rt liderlerle g&ouml;r&uuml;şerek bizzat izledi. Yakın Tarihin Tanığıyım isimli yeni bir kitabı yayınlanan Yılmaz, yaşadıklarını anlatırken aslında K&uuml;rt sorununun nasıl ve neden &ccedil;&ouml;z&uuml;lemediğini de a&ccedil;ık&ccedil;a anlatmış oldu. <br><br><b>*** </b><br><br><b>NEŞE D&Uuml;ZEL: Siz &ccedil;ok uzun zamandan beri bazen milletvekili, bazen mahk&ucirc;m olan bir K&uuml;rt politikacısı olarak olayların i&ccedil;indesiniz. Bug&uuml;nk&uuml; durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? <br><br>NURETTİN YILMAZ: </b>70 yaşındayım. Cizre&rsquo;de doğdum. B&uuml;y&uuml;y&uuml;nce h&acirc;kim olmak istedim. Yaşadığım yerde &ouml;yle hukuksuzluk vardı ki, insanların en b&uuml;y&uuml;k ihtiyacının hukuk olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;m. Bug&uuml;n bakıyorum, b&uuml;y&uuml;d&uuml;ğ&uuml;m yerlerin ve insanlarımın en b&uuml;y&uuml;k ihtiyacı gene hukuk. K&uuml;rtlere karşı hukuksuzluk s&uuml;r&uuml;yor. Ş&ouml;yle bir geriye gidelim. PKK nasıl oluştu? <br><br><b>Nasıl oluştu? </b><br><br>PKK, Diyarbakır cezaevinde yapılan provokasyonun &uuml;r&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Diyarbakır zindanlarında &ouml;yle zul&uuml;m yapıldı ki, sonunda insanlar devlete karşı isyan ettirildiler. Ve 1980&rsquo;den Abdullah &Ouml;calan&rsquo;ın yakalandığı 1999 yılına dek bu &uuml;lkede bağımsız bir K&uuml;rt devleti kurmak istediler. 1999&rsquo;da ise &Ouml;calan tek taraflı ateşkes ilan etti ve PKK&rsquo;nin politikasını 180 derece değiştirdi. Bırakın bağımsız K&uuml;rt devleti kurmayı, federasyondan bile vazge&ccedil;ti. <br><br><b>&ldquo;Demokratik cumhuriyet istiyoruz&rdquo; dedi ama silahlı m&uuml;cadeleden de vazge&ccedil;medi. Oysa herkes bilir ki, ter&ouml;r ve şiddet ortamında demokratikleşme yapılamaz. Nitekim PKK&rsquo;nın her şiddet eyleminde bu &uuml;lke biraz daha g&uuml;venlik devleti haline geliyor, mevcut &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerden bile vazge&ccedil;iliyor. Demokratik cumhuriyet isteğiyle silahlı m&uuml;cadele y&ouml;ntemi birlikte y&uuml;r&uuml;yebilir mi? </b><br><br>Ama bakın... Genelkurmay İkinci Başkanı &Ccedil;evik Bir ile bir MİT yetkilisinden oluşan &uuml;&ccedil; kişilik heyet İmralı&rsquo;da &Ouml;calan&rsquo;ı ziyarete gidiyorlar ve uzlaşmaya varıyorlar. K&uuml;rt kimliğini tanımayı kabul edeceklerini s&ouml;yl&uuml;yorlar. &Ouml;calan, 1999&rsquo;da ateşkes talimatını bunun &uuml;zerine verdi. T&uuml;rkiye&rsquo;deki b&uuml;t&uuml;n PKK&rsquo;lileri Irak&rsquo;a g&ouml;nderme kararı verdi. Ama derin devlet sınır dışına &ccedil;ıkarılmasını istemedi. PKK beş yıl silahı tamamen bıraktı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kendisine &lsquo;demokratikleşme&rsquo; vaat edildi. Ama bu s&uuml;rede hi&ccedil;bir adım atılmadı. L&uuml;tfen bir d&uuml;ş&uuml;nelim. Demokratikleşme nedir? Kimliğin kabul edilmesidir. Peki, kimlik nedir? <br><br><b>Nedir? </b><br><br>Kimlik, b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de dildir, k&uuml;lt&uuml;rd&uuml;r. K&uuml;rtlerin varlığı, kimliği bu &uuml;lkede h&acirc;l&acirc; kabul edilmedi. K&uuml;rt&ccedil;e h&acirc;l&acirc; okullarda &ouml;ğretilmiyor. K&uuml;rt&ccedil;e dilinde eğitim veren okullar a&ccedil;ılamıyor. K&uuml;rt kimliği kabul edilmeden K&uuml;rt sorununun &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesi m&uuml;mk&uuml;n değildir. L&uuml;bnanlı yazar Amin Maalouf, &ldquo;bir dile saldırı, kimliği ink&acirc;r etmektir&rdquo; der. K&uuml;rtlerin kimliği bizde h&acirc;l&acirc; ink&acirc;r ediliyor. K&uuml;rt sorunu hi&ccedil; değişmedi, hatta sorun b&uuml;y&uuml;yor. Size anlatayım... Talabani benim &ccedil;ok yakın dostumdu. 1993&rsquo;teki ateşkesi de o anlattı bana. <br><br><b>Ne anlattı? </b><br><br>Abdullah &Ouml;calan&rsquo;ın 1993&rsquo;teki ateşkeste samimi olduğunu anlattı. Ama Bing&ouml;l&rsquo;de 33 erin PKK tarafından &ouml;ld&uuml;r&uuml;lmesinden sonra artık olaylar karmaşık hale geldi. &Uuml;&ccedil; askerin bile g&uuml;venlik eskortuyla bir yerden bir yere g&ouml;nderildiği bir d&ouml;nemde 33 asker g&uuml;venlik eskortu olmadan silahsız bir şekilde yola &ccedil;ıkarıldı. Bu askerler hedef haline getirildiler. Derin devletin barışa tahamm&uuml;l etmemesinin sonucudur b&uuml;t&uuml;n bunlar. Bug&uuml;n nasıl bir derin devlet varsa o zaman da vardı. <br><br><b>PKK niye derin devletle paralel bir g&ouml;r&uuml;nt&uuml; veriyor peki? </b><br><br>Derin devlette bu savaşın devamını isteyen insanlar olduğu gibi, PKK&rsquo;de de silahları bırakmayan, devamlı olarak savaşmayı arzu eden insanlar var. &Ouml;calan İmralı&rsquo;dan avukatları kanalıyla verdiği mesajlarda &ldquo;benimle temas kurulsun, her konuda yardımcı olurum&rdquo; diyor ve şiddeti bitirebileceğini taahh&uuml;t ediyor. Zaten bu sorunların ortadan kalkması i&ccedil;in tek muhatap, tek yetkili PKK&rsquo;dir. &Ouml;calan DTP&rsquo;yi istediği zaman ortadan kaldırabilir. Yerel se&ccedil;imlerde &ldquo;DTP&rsquo;li adaya oy vermeyin&rdquo; dese, hi&ccedil; biri kazanamaz. Eğer akan kanın durması isteniyorsa, niye onunla konuşmuyorlar? On sene &ouml;nce, &ldquo;hep birlikte bu kanın akmasını durduralım&rdquo; deme ihtiyacını duydular ve İmralı&rsquo;ya gittiler, şimdi niye aynı ihtiyacı duymuyorlar? <br><br><b>AKP&rsquo;nin K&uuml;rt sorunuyla ilgili son politik d&ouml;n&uuml;ş&uuml;, G&uuml;neydoğu&rsquo;da oyların dağılımını nasıl etkiler? </b><br><br>AK Parti G&uuml;neydoğu&rsquo;da ge&ccedil;mişte aldığı oyu alamaz. Belediye başkanı adayları bu politik d&ouml;n&uuml;şten sonra &ccedil;ok zorlanacaklar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; K&uuml;rtler, AK Parti&rsquo;yi Genelkurmay Başkanı&rsquo;yla iş birliği yapmış bir parti olarak algılıyor ve onu, askerin K&uuml;rt politikasını uygulayan bir parti olarak g&ouml;r&uuml;yorlar. Se&ccedil;ilerek Meclis&rsquo;e gelmiş DTP&rsquo;li 21 milletvekilini Başbakan&rsquo;ın h&acirc;l&acirc; kabul etmemesine ve ellerini sıkmamasına, DTP&rsquo;ye oy vermemiş K&uuml;rtler de b&uuml;y&uuml;k tepki duyuyor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; K&uuml;rtler azınlıktır. Herkes birbirini sevmeyebilir ama milli duygular, milliyet&ccedil;ilik yoğundur. <br><br><b>G&uuml;neydoğu&rsquo;da &lsquo;dindar K&uuml;rtler&rsquo; diyebileceğimiz hareketlerin de g&uuml;&ccedil;lendiği s&ouml;yleniyor. &Ouml;rg&uuml;tleri genişliyor. Bu &ouml;rg&uuml;tler kimi destekliyor? </b><br><br>Benim il&ccedil;em, n&uuml;fusunun tamamı K&uuml;rt olan Cizre&rsquo;dir. Eğitimli, g&uuml;zel konuşan tesett&uuml;rl&uuml; hanımlar geceleri ev ev dolaşıyorlar orada. &Ccedil;ocuğunu s&uuml;nnet ettirecek, okutacak, evlendirecek, hastalandı tedavi olacak. Yoksul insanları, ev ev tespit edip yardım ediyorlar, para erzak g&ouml;t&uuml;r&uuml;yorlar. Bunlar daha ziyade Fethullah G&uuml;lenciler. G&uuml;neydoğu&rsquo;da beş-altı senedir &ccedil;ok yoğun bir faaliyet i&ccedil;indeler, &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;lendiler. AK Parti&rsquo;yi destekliyorlar. Bir de yoksullara yardım eden Hizbullah&ccedil;ılar var. Yoksul insan i&ccedil;in 100 YTL &ccedil;ok &ouml;nemlidir. &Ouml;zellikle Batman ve Diyarbakır&rsquo;da &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;leniyorlar. Onlar Saadet Partisi&rsquo;ni destekliyorlar. <br><br><b>K&uuml;rtler, K. Irak&rsquo;a ve Barzani&rsquo;ye nasıl bakıyor? </b><br><br>K&uuml;rtler, Diyarbakır&rsquo;la Kuzey Irak&rsquo;ı iki komşu K&uuml;rt mahallesi gibi g&ouml;r&uuml;yorlar. T&uuml;rkiye&rsquo;nin Kuzey Irak&rsquo;a yapacağı bir haksızlığı kendilerine yapılmış gibi algılıyorlar. Sadece Şırnak&rsquo;taki değil, Konya&rsquo;daki K&uuml;rtler de aynı şeyi hissediyorlar. G&uuml;neydoğu&rsquo;da Barzani sempatizanı &ccedil;oktur. Mesela ben de onun bir sempatizanıyım. Barzani&rsquo;ye ve Talabani&rsquo;ye yapılan bir hakaretten b&uuml;t&uuml;n K&uuml;rtler etkileniyorlar. <br><br><b>Barzani ile PKK arasında K&uuml;rt d&uuml;nyasının liderliği konusunda bir &ccedil;ekişme var. Siz DTP&rsquo;nin disiplin kurulu başkanısınız. Hem Barzani sempatizanı hem de DTP &uuml;yesi olmak m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;? </b><br><br>Hem DTP&rsquo;li hem de Barzani taraftarı olabilirsiniz. Bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;de Barzani&rsquo;ye son derece bağlı olan y&uuml;zlerce DTP&rsquo;li y&ouml;netici var. &Ccedil;elişki değil bu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ikisi de K&uuml;rt hareketidir. DTP bu &uuml;lkedeki K&uuml;rt halkının demokratik hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klerinin savunucusudur. Bunun i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k bedeller &ouml;dedi, y&ouml;neticileri &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Eğer Barzani ve Talabani, DTP hareketine karşı bir yanlışlık yaparlarsa bunu kabul etmeyiz. Barzani son derece zekidir. Ama Talabani daha zekidir. <br><br><b>Aralarındaki temel fark nedir? </b><br><br>Rahmetli &Ouml;zal bana, &ldquo;Talabani Ortadoğu&rsquo;nun Churchill&rsquo;idir. İleride Ortadoğu&rsquo;yu y&ouml;netecek bir makama gelirse şaşırmayın. Barzani ise feodal yapıdan geldiği i&ccedil;in daha sağlamdır, daha g&uuml;venilirdir&rdquo; demişti. T&uuml;rkiye&rsquo;deki K&uuml;rtler, ikisinin de başarılı olması isterler ve Irak&rsquo;ta m&uuml;stakil bir K&uuml;rdistan kurulursa &ccedil;ok sevinirler. <br><br><b>Siz bir zamanlar Turgut &Ouml;zal&rsquo;ın &ccedil;ok yakınıydınız. Kitabınızda ondan &ccedil;ok bahsediyorsunuz. &Ouml;zal&rsquo;ın, Kuzey Irak&rsquo;la bir federasyon kurmayı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; s&ouml;yl&uuml;yorsunuz. B&ouml;yle bir federasyon i&ccedil;in hazırlık yapıyor muydu &Ouml;zal? </b><br><br>G&ouml;r&uuml;şmeleri vardı. Zaten bu d&uuml;ş&uuml;ncesini gerek Talabani&rsquo;ye gerek Barzani&rsquo;ye her g&ouml;r&uuml;şmesinde aktarmış. Turgut Bey, bana ikisinin de bundan &ccedil;ok memnun kaldığını s&ouml;yledi. <br><br><b>Talabani ve Barzani, T&uuml;rkiye ile federasyon kurulması talebinden mi memnun olmuşlar? </b><br><br>Evet. Ben &ouml;zellikle Talabani&rsquo;yle &ccedil;ok yakındım ve kendisini evimde, otelde misafir ediyordum. Talabani bana, &ldquo;Turgut &Ouml;zal gerek başbakanken, gerek cumhurbaşkanıyken federasyon taleplerinde bulundu, biz de kabul ettik&rdquo; dedi. Nitekim &Ouml;zal bir g&uuml;n bana, &ldquo;Nurettin, Irak&rsquo;taki K&uuml;rtlerin bir federasyon şeklinde T&uuml;rkiye&rsquo;ye bağlanması iyi olur değil mi&rdquo; diye sordu ve sonra devam etti. &ldquo;Hem Iraklı K&uuml;rtler Saddam&rsquo;ın katliamından kurtulurlar hem de T&uuml;rkiye&rsquo;nin g&uuml;c&uuml;n&uuml; arkalarında g&ouml;r&uuml;rlerse kendi b&ouml;lgelerinde korkusuzca yaşarlar&rdquo; dedi. Ben de espri yaptım. &ldquo;Tabii... Bunda Kerk&uuml;k petrol&uuml;ne T&uuml;rkiye&rsquo;nin h&acirc;kim olma politikası da var değil mi&rdquo; dedim. <br><br><b>&Ouml;zal ne cevap verdi? </b><br><br>O da tebess&uuml;mle &ldquo;o kadar da olur elbet,&rdquo; dedi. &ldquo;Şunu bil ki her uzlaşma ve anlaşmada tarafların &ccedil;ıkarları ka&ccedil;ınılmazdır&rdquo; diye de ekledi. Talabani&rsquo;ye &Ouml;zal&rsquo;ın d&uuml;ş&uuml;ncelerini a&ccedil;ıkladığımda, &ldquo;bu &ouml;neriyi bana da a&ccedil;ıkladı&rdquo; dedi. Unutmayın... O d&ouml;nemde Saddam firavun gibiydi ve K&uuml;rtleri yok etmeye &ccedil;alışıyordu. On binlerce şehit verdiler. Saddam&rsquo;dan kurtulmanın tek şartı T&uuml;rkiye&rsquo;nin kendilerini desteklemesiydi. Talabani ve Barzani buna inanmışlardı. Eğer 1990&rsquo;da Birinci K&ouml;rfez Savaşı olmasaydı ve 36. paralelin kuzeyi korunmasaydı... <br><br><b>Ve &Ccedil;eki&ccedil; G&uuml;&ccedil; oluşturulmasaydı... </b><br><br>Evet... Irak&rsquo;ta K&uuml;rtlerin kendilerine gelebilme şansı yoktu. Talabani de, Barzani de T&uuml;rkiye&rsquo;nin himayesine muhta&ccedil;tı. T&uuml;rkiye&rsquo;nin desteği onlar i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k nimetti. Ama İkinci K&ouml;rfez harek&acirc;tıyla Saddam yok edildikten sonra K. Irak Amerika&rsquo;nın bir numaralı m&uuml;ttefiki oldu. K. Irak&rsquo;ta K&uuml;rtler şimdi bu konuma geldilerse Amerika&rsquo;nın sayesinde geldiler.<br><br><b>&Ouml;zal&rsquo;ın d&ouml;neminde federasyon olabilir miydi? </b><br><br>Olabilirdi. Ama medya askeriyenin etkisiyle &ouml;yle saldırdı ki, Turgut Bey s&ouml;ylediklerini ink&acirc;r yoluna gitmek zorunda kaldı. Federasyon fikrine medya ve derin devlet karşı &ccedil;ıktı. Asker bunu kabul etmedi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; federasyon kabul edilirse, o zaman T&uuml;rkiye&rsquo;deki K&uuml;rtler kendi dillerinde eğitim yapacaklar, okullar a&ccedil;acaklardı. Sırf K&uuml;rtler hak ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;klere kavuşmasınlar, kimliklerini yaşamasınlar diye derin devletin etkisiyle Turgut Bey&rsquo;e medya tarafından b&uuml;y&uuml;k bir su&ccedil;lama bombardımanı yapıldı. Cumhuriyet gazetesi Turgut &Ouml;zal&rsquo;a &ccedil;ok ağır hakaretlerde bulundu. O d&ouml;nemde Ergenekoncuların yaptıkları saldırıyı şimdi daha iyi anlıyorum. &Ouml;zal&rsquo;ı yok etmeye &ccedil;alıştılar. Zaten bu nedenlerden &ouml;t&uuml;r&uuml; &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; s&ouml;yleniyor. <br><br><b>Turgut &Ouml;zal &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml; m&uuml; sizce? </b><br><br>Televizyondan &ouml;l&uuml;m haberini duyar duymaz hastaneye gittim. Teyze &ccedil;ocuğu H&uuml;sn&uuml; Doğan oradaydı. Birlikte bekledik. &Ouml;l&uuml;m nedenini anlamak i&ccedil;in Turgut Bey&rsquo;den kan aldılar. Ama hemen sonra &lsquo;şişenin hemşirenin elinden kaydığını, kırıldığını&rsquo; s&ouml;ylediler. Bir s&uuml;re sonra bundan da vazge&ccedil;tiler. &ldquo;Şişe kayboldu&rdquo; dediler. &Ouml;zal, federasyonun T&uuml;rkiye, Iraklı K&uuml;rtler ve T&uuml;rkmenler i&ccedil;in &ccedil;ok yararlı olacağına inanıyordu. O g&uuml;nlerde bana, &ldquo;bak Nurettin, gelişmiş Batılı &uuml;lkeler vatandaşlarıyla sorunsuz olan &uuml;lkelerdir. İ&ccedil; sorunu olan &uuml;lkeler ise dış siyasette &uuml;rkek ve bağımlı olurlar&rdquo; dedi. <br><br><b>Bug&uuml;n K. Irak&rsquo;la b&ouml;yle federasyon olabilir mi</b>? <br><br>Artık olamaz. Barzani istemez. T&uuml;rkiye ile zenginliklerini niye paylaşsın? Zaten K. Irak m&uuml;stakil bir federasyon şu anda. Ama T&uuml;rkiye, Irak gibi bir federasyon olabilir. Benim federasyon talebim yok ama, bunlar tartışılabilir. İnanın... K&uuml;rtler T&uuml;rkiye&rsquo;den ayrılmak istemiyorlar. Benim hem T&uuml;rk damadım ve T&uuml;rk gelinim var. Bizim ayrılmamız m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;? <br><br><b>&Ouml;zal b&ouml;yle hassas bir konuyu dile getirmekten &ccedil;ekinmiyor muydu? </b><br><br>&Ouml;zal &ccedil;ok cesur biriydi. HEP milletvekilleriyle &ouml;zel olarak g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yordu. &ldquo;K&uuml;rt sorununun &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;, insanların bazı şeyleri g&ouml;zleriyle g&ouml;rmesi ve kulaklarıyla duymasıyla m&uuml;mk&uuml;n olabilir&rdquo; demişti bir keresinde ve şu olayı anlatmıştı: &ldquo;Kara Harp Okulu&rsquo;nun kuruluş yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;nde &ouml;zellikle K&uuml;rt sorunundan s&ouml;z ettim. Komutanlar T&uuml;rkiye&rsquo;de bir K&uuml;rt sorunu olduğuna ve bir K&uuml;rt ger&ccedil;eği bulunduğuna yavaş yavaş alışınlar diye bunu yaptım.&rdquo; <br><br><b>Siz, &uuml;nl&uuml; Diyarbakır cezaevinde yattınız ve işkenceler g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z. Bunları Yakın Tarihin Tanığıyım isimli yeni &ccedil;ıkan kitabınızda da anlatıyorsunuz? Diyarbakır cezaevindeki işkencelerin bir&ccedil;ok K&uuml;rt gencinin dağa &ccedil;ıkma nedeni olduğu s&ouml;ylenir. Nasıl davranıyorlardı mahk&ucirc;mlara Diyarbakır cezaevinde? </b><br><br>Diyarbakır zindanlarında nefretin tohumları atıldı. PKK, 12 Eyl&uuml;l tarafından burada beslendi. &Ouml;yle ki, Helsinki&rsquo;de yaptığım bir konuşmadan &ouml;t&uuml;r&uuml; a&ccedil;ılan soruşturmayla ilgili Ankara Sıkıy&ouml;netim Komutanlığı Başsavcılığı bile hakkımda takipsizlik kararı vermişken, ben 45 g&uuml;n g&ouml;zaltında tutuldum. Her g&uuml;n beni saatlerce ayaklarımdan tavana asıp sallıyorlardı. B&ouml;yle y&uuml;zlerce saat beni salladılar. Affedersiniz bunları s&ouml;ylemek ayıptır ama... Bizim ...larımıza cop sokuyorlardı. Eğer bı&ccedil;ak verseler kendimi &ouml;ld&uuml;r&uuml;rd&uuml;m. Bomba olsa kendimi ve onları patlatırdım. Yedi &ccedil;ocuğum olmasaydı Diyarbakır&rsquo;daki işkencelerden sonra kendimi rahatlatmak i&ccedil;in ben de dağa giderdim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; zul&uuml;m kadar insanları k&ouml;t&uuml; yola d&uuml;ş&uuml;ren bir şey yoktur. Ben &ccedil;ok, &ccedil;ok işkence g&ouml;rd&uuml;m. Artık &ccedil;ok kelimesinden de sıkıldım. &Ccedil;ok kelimesi ger&ccedil;eği anlatmıyor. <br><br><b>Neler yapıyorlardı? </b><br><br>Mahkemeye g&ouml;t&uuml;r&uuml;p getirirken bile işkence yapıyorlardı. Jilet gibi keskin zincirlerle bizi birbirimize bağlıyorlardı. Sonra da &lsquo;dur-kalk&rsquo;larla kollarımızın damarları kesiliyordu. İ&ccedil;lerine sanki &ccedil;elik teller konulmuş olan &ouml;zel copları vardı. Bunlarla s&uuml;rekli d&ouml;v&uuml;yorlardı. D&ouml;vmedikleri zaman da hakaret ediyorlardı. Adımız yoktu. H&acirc;l&acirc; anlamını bilmem. Bize sadece &ldquo;yavşak&rdquo; diyorlardı. Bir de Jo diye kocaman simsiyah bir k&ouml;pekleri vardı. Jo g&uuml;n boyu &ouml;n&uuml;m&uuml;zden ge&ccedil;iyordu. Biz her defasında Jo&rsquo;ya komutanmış gibi tekmil veriyorduk. &ldquo;Nurettin Yılmaz Mardin, emret komutanım&rdquo; diye bağırıyordum Jo&rsquo;ya. Yoksa Jo&rsquo;yu &uuml;zerinize saldırtıyorlardı. Benim y&uuml;z&uuml;me t&uuml;k&uuml;rmeyi reddeden bir mahk&ucirc;mun &uuml;zerine bir g&uuml;n Jo&rsquo;yu saldırttılar, gencin duvarda y&uuml;z&uuml; kırıldı. <br><br><b>Siz bu işkenceyi ne kadar s&uuml;re g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z? </b><br><br>Ben 28 Aralık 1980&rsquo;de g&ouml;zaltına alındım ve Diyarbakır cezaevinde &uuml;&ccedil; yıl kaldım. Bu &uuml;&ccedil; yılın y&uuml;zde 90&rsquo;ını h&uuml;crelerde ge&ccedil;irdim. 60 kadar h&uuml;cre vardı ve altı metre karelik bu h&uuml;crelerin her birinde 20-25 kişi kalıyordu. D&ouml;rt katlı binanın b&uuml;t&uuml;n kanalizasyonu bu en alt kattaki h&uuml;crelere akıyordu. Biz h&uuml;crelerde bir beton t&uuml;mseğin &uuml;zerinde yatıyorduk. Kanalizasyonun &uuml;st&uuml; a&ccedil;ıktı ve t&uuml;mseğe doğru yavaş yavaş kabarıyordu. Ellerimizi arkadan bağlayıp bize bu kanalizasyondan dışkı yediriyorlardı. Su da yoktu... Aylarca b&ouml;yle yaşadık... Bir g&uuml;n &ldquo;Dikkat!&rdquo; diye bir komut verildi ve i&ccedil;eriye binbaşı girdi.<br><br><b>Kim girdi? </b><br><br>Adı Binbaşı Esat Oktay Yıldıran&rsquo;dı. &ldquo;Beni Ankara ve Erzincan&rsquo;daki yoldaşlarınızdan sorabilirsiniz. Eğer burada Allah varsa, o benim. H&acirc;kim, savcı, kolordu komutanı benim amirim değil. Ben sadece genelkurmay başkanına bağlıyım. Sizi var da edebilirim, yok da edebilirim&rdquo; dedi. <br><br><b>Siz &ccedil;eşitli partilerde bulundunuz. Hi&ccedil;, &lsquo;nihayet K&uuml;rt sorunu &ccedil;&ouml;z&uuml;lecek&rsquo; diye &uuml;mitlendiniz mi? </b><br><br>Oldu. &Ouml;zal d&ouml;neminde K&uuml;rt sorununun y&uuml;zde y&uuml;z &ccedil;&ouml;z&uuml;leceğine inandım. Eğer &Ouml;zal aramızdan zamansız ayrılmasaydı, biz ne on binlerce insanımızı ne de y&uuml;z milyarlarca dolarımızı kaybederdik. Ama &Ouml;zal&rsquo;ın K&uuml;rt sorununu &ccedil;&ouml;zme, K. Iraklı K&uuml;rtlerle federasyon kurma d&uuml;ş&uuml;nceleri derin devleti harekete ge&ccedil;irdi. &Ouml;zal&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;nden sonra da K&uuml;rt sorununun &ccedil;&ouml;z&uuml;leceğine dair &uuml;midimi yitirdim ben. &Ouml;zal&rsquo;ın &ouml;l&uuml;m&uuml;ne Talabani ve Barzani de &ccedil;ok &uuml;z&uuml;ld&uuml;. Talabani bana. &ldquo;&Ouml;zal&rsquo;ın zehirlenmiş olduğu inancını sadece biz değil, Avrupalı ve Amerikalı y&ouml;neticiler de taşıyor&rdquo; dedi. <br><br><b>Talabani &Ouml;zal&rsquo;ın &ouml;ld&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; m&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor? </b><br><br>Evet, o da aynı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yor. &Ouml;zal yaşasaydı K&uuml;rt sorununu &ccedil;&ouml;zerdi. Bu konuda ısrarlıydı ve sorunun demokratik bir s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;inde &ccedil;&ouml;z&uuml;leceğine inanıyordu. <br><br><b>Bug&uuml;n &ccedil;&ouml;z&uuml;m konusunda &uuml;mitli misiniz? </b><br><br>Değilim. H&uuml;k&uuml;met militarist g&uuml;&ccedil;lerle tamamen i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;ti. &ldquo;Silahları bırakın sorunu &ccedil;&ouml;zeceğiz&rdquo; diyorlar. Neyi nasıl &ccedil;&ouml;zecekler, belli değil. K&uuml;rtler bug&uuml;n federasyon istemiyor. K&uuml;rtler k&uuml;lt&uuml;rel haklarını istiyor. Bug&uuml;n şunu kabul etmek gerekir ki; DTP, İmralı&rsquo;nın s&ouml;zc&uuml;s&uuml;d&uuml;r. İmralı&rsquo;ya g&ouml;re hareket ediyor. İmralı, &ldquo;gelin g&ouml;r&uuml;şelim, bir haftada sorunu &ccedil;&ouml;zelim&rdquo; diyor. Sorun nasıl &ccedil;&ouml;z&uuml;lecek? <br><br><b>Nasıl &ccedil;&ouml;z&uuml;lecek? </b><br><br>Federasyon mu kurulacak? Hayır. Sadece k&uuml;lt&uuml;rel haklar istenecek. Bu da &lsquo;dil&rsquo;dir. Okullarda K&uuml;rt&ccedil;enin &ouml;ğretilmesidir, K&uuml;rt&ccedil;e eğitim yapan okulların a&ccedil;ılmasıdır. Ama h&uuml;k&uuml;met ve derin devlet K&uuml;rtlerin varlığını kabul etmiyor. Yasaklar s&uuml;r&uuml;yor. K&uuml;rt sorunu AB&rsquo;ye &uuml;yeliğin gerektirdiği demokratikleşmeyle &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;r ama, g&ouml;r&uuml;yorsunuz AB s&uuml;reci de ilerletilmiyor. <br><br><i>*Neşe D&uuml;zel &ndash;Taraf/ 24.11.2008</i> <br></font></font></p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2008 12:07:07 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641788</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>Sava&#351; Ve Bar&#305;&#351;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641877</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <div>&nbsp;</div><div><img src='http://www.zaphaber.com/images/news/3000.jpg' alt=''  /></div><div style="height: 180px"><div>&nbsp;</div><div>İnsanlar hayatlarını ortaya koyarlar savaşırken. Cesaret işidir savaşmak. &Uuml;st&uuml;ndeki &uuml;niforma ne olursa olsun, savaşanlar cesur insanlardır.</div></div><div><div><p>İnsanlar hayatlarını ortaya koyarlar savaşırken.<br>Cesaret işidir savaşmak. <br>&Uuml;st&uuml;ndeki &uuml;niforma ne olursa olsun, savaşanlar cesur insanlardır. <br>Her an &ouml;lebileceğini bilerek, &ouml;lmeye razı olarak yaşamak, nerden geleceği belli olmayan bir merminin, ne zaman patlayacağını bilmediğin bir bombanın hayatını alabileceğini her an i&ccedil;inde hissederek cephelerde dolaşmak y&uuml;rek ister. <br>Ama bazen daha tuhaf bir şey oluyor. <br>Barışmak, savaşmaktan daha b&uuml;y&uuml;k cesaret istiyor. <br>&Ouml;l&uuml;m karşısında titremeyen insanlar, hayat karşısında korkuyorlar. <br>Bakın bug&uuml;n bizim &uuml;lkemizde savaşı &ouml;vmek, savaşı desteklemek alkış alır. <br>T&uuml;rkler de, K&uuml;rtler de &ldquo;savaşmak&rdquo; konusunda daha rahat konuşurlar. <br>Savaşmak i&ccedil;in nedenleri a&ccedil;ıklarlar. <br>T&uuml;rkler, &ldquo;K&uuml;rtlerin ter&ouml;rist olduğunu, b&ouml;l&uuml;c&uuml; olduğunu, onlarla savaşarak hepsine dersini vermek gerektiğini&rdquo; s&ouml;ylerler. <br>K&uuml;rtler, &ldquo;savaş olmadığında, silah ortadan kalktığında T&uuml;rklerin kendilerini daha fazla ezeceğini&rdquo; ileri s&uuml;rerler. <br>T&uuml;rklerin arasında bir T&uuml;rk, K&uuml;rtlerin arasında bir K&uuml;rt &ldquo;savaşmanın kutsallığından ve gerekliliğinden&rdquo; bahsettiğinde taraftar bulur. <br>Barıştan bahseden biri ne kadar taraftar bulur? <br>Ka&ccedil; kişi barış isteğini alkışlar? <br>Doğrusu K&uuml;rtler &ldquo;barıştan&rdquo; daha &ccedil;ok bahseder ama onlar da barış i&ccedil;in bir hareketi kendilerinin başlatması fikrini &ccedil;ok savunmazlar. <br>&ldquo;Biz daha &ouml;nce barışı denedik&rdquo; derler, &ldquo;PKK ateşkes yaptı ama bir sonu&ccedil; &ccedil;ıkmadı. Şimdi T&uuml;rkler bir adım atmalı.&rdquo; <br>İş bu noktada kilitlenir. <br>&ldquo;Kim barış i&ccedil;in ilk adımı atacak&rdquo; tartışmasında herkes susar. <br>Ve, siz &ldquo;barış olsun&rdquo; dediğinizde T&uuml;rkler de K&uuml;rtler de size kuşkuyla bakar. <br>T&uuml;rkler, &ldquo;&uuml;lkenin b&ouml;l&uuml;nmesini istiyorsun&rdquo; der. <br>K&uuml;rtler, &ldquo;bizi barış diye kandırıp ezilmemizin s&uuml;rmesini istiyorsun&rdquo; der. <br>İki taraftan birden d&uuml;şman kazanacağını d&uuml;ş&uuml;nen insanlar da korkuyla susarlar barış konusunda. <br>Ortada soyut bir &ldquo;barış&rdquo; lafı dolaşır. <br>Ama bir barış projesi ortaya konmaz. <br>Ciddi bir adım atılmaz. <br>Halbuki bu &uuml;lkenin barışa ihtiyacı var. <br>T&uuml;rklerin de var, K&uuml;rtlerin de var. <br>&Ccedil;ocuklar &ouml;l&uuml;p duruyor. <br>Hi&ccedil;bir neden bulamasanız bile &ccedil;ocukların hayatını kurtarmak i&ccedil;in barış gerekir. <br>&Uuml;stelik barışla birlikte bu &uuml;lkeye zenginlik ve mutluluk da gelecek. <br>Savaşa giden para, bu &uuml;lkenin refahından &ccedil;alınıyor. <br>Savaş durduğunda o para yatırımlara gidecek, işsizlere iş bulunacak, ekonomi hızlanacak. <br>G&uuml;neydoğu, d&uuml;nyanın ilgisini &ccedil;eken bir turizm merkezine d&ouml;n&uuml;şecek. <br>Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman b&uuml;y&uuml;k bir ihtimalle d&uuml;nyanın d&ouml;rt bir yanından &ldquo;tarih turizmine&rdquo; meraklı insanların akınına uğrayacak. <br>Şehirler kalkınacak. <br>Peki, b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkeye, b&uuml;t&uuml;n insanlara yarar sağlayacağı bu kadar a&ccedil;ık olan barış neden ger&ccedil;ekleşmiyor? <br>Neticede, bug&uuml;n K&uuml;rtlerin s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; savaşın nedeni olarak ortada bir toprak talebi bulunmuyor, k&uuml;lt&uuml;rel haklarını, kimliklerinin tanınmasını, anadilde eğitim yapmanın sağlanmasını istiyorlar. <br>Bu haklara sahip olmalarının T&uuml;rkiye&quot;ye ne zararı var? <br>K&uuml;rtler &ccedil;ocuklarına K&uuml;rt&ccedil;e &ouml;ğretirse &uuml;lke batar mı? <br>12 Eyl&uuml;l&quot;de K&uuml;rt&ccedil;e şarkılar bile yasaklanmıştı, K&uuml;rt&ccedil;e şarkı serbest oldu da &uuml;lke mi b&ouml;l&uuml;nd&uuml;? <br>Ayrıca hangi neden, &ccedil;ocukların hayatlarını kurtarmaktan daha anlamlı ve kutsal olabilir? <br>Sizi bilmem ama ben o &ccedil;ocukları kurtarmanın en &ouml;nemli iş olduğuna inanırım. <br>Bizim generallerimiz savaşın bitmesini istemiyor, onları siyasetin i&ccedil;inde tutabilen tek neden bug&uuml;n bu savaş. <br>Ordunun denetiminde olan medya da m&uuml;thiş bir savaş gayretkeşliğini s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. <br>T&uuml;rklerin ve K&uuml;rtlerin barış isteyenleri, devletten bir adım atmasını bekledikleri s&uuml;rece &ccedil;ok bekleyecekler. <br>Ordu bu adımı atmaz da attırmaz da. <br>Her barış istendiğinde, &ldquo;dağlarda silahlı adamlar dolaşıyor&rdquo; diye savaşı s&uuml;rd&uuml;rmek i&ccedil;in bir mazeret bulur. <br>Bu mazereti ortadan kaldırmak gerekiyor. <br>K&uuml;rtler bana kızacak ama bence ilk adımı onların atması zorunlu g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor. <br>&ldquo;Ordu barış istemiyor diye neden bizim taviz vermemizi bekliyorsunuz&rdquo; diyeceklerdir. <br>Ben, b&ouml;yle s&ouml;yleyen K&uuml;rtlere şunu s&ouml;ylemek isterim. <br>&ldquo;Barışı sağlayacak bir adım, mesela silahlı b&uuml;t&uuml;n adamları T&uuml;rkiye dışına &ccedil;ıkarmak, belki de bir taviz değil, barış i&ccedil;in inisiyatifi ele almaktır.&rdquo; <br>İnisiyatifi devlete bıraktığınız s&uuml;rece barışın gelmesi zor &ccedil;&uuml;nk&uuml; barış istemiyorlar, inisiyatifi ele almak, barışın yolunu a&ccedil;an biri olmak belki de asıl &ouml;nemli rol&uuml; &uuml;stlenmektir. <br>T&uuml;rklerin arasından, b&ouml;yle bir adımdan sonra barışı destekleyecek &ccedil;ok adam &ccedil;ıkar. <br>Siyasi iklim değişir. <br>T&uuml;rklerin arasındaki savaş kışkırtıcılarının elinde koz kalmaz. <br>Ben bu &uuml;lkede barış olsun istiyorum. <br>Biliyorum ki iki taraftan da bana &ccedil;ok kızan olacak. <br>&Ccedil;ocukları kurtarabilmek i&ccedil;in birilerini kızdırmayı g&ouml;ze almaya razıyım. <br>T&uuml;rk ve K&uuml;rt &ccedil;ocukları cephelerde &ouml;ylesine cesaret g&ouml;sterirken, onların cesaretinin y&uuml;zde birini barış i&ccedil;in g&ouml;steremeyenlerden biri olmak bana ayıp geliyor &ccedil;&uuml;nk&uuml;.</p><p>Ahmet Altan</p></div>var tmp;tmp = document.getElementById("news_content").getElementsByTagName("a");for(i=0; i</div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2008 11:54:31 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641877</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>Y&#214;K&amp;#8217;ten K&#252;rt&#231;e &#304;&#231;in S&#305;cak Mesaj</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641876</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <div><img src='http://www.haberdiyarbakir.com/images/news/8107.jpg' alt=''  /></div><div style="height: 180px"><div>26 Kasım 2008</div><div>Y&Ouml;K Başkanı &Ouml;zcan, &uuml;niversitelerden &quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;&quot; i&ccedil;in teklif gelirse değerlendireceklerini s&ouml;yledi.</div></div><div><div><div><div><div>Y&Ouml;K Başkanı &Ouml;zcan, &uuml;niversitelerden &quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;&quot; i&ccedil;in teklif gelirse değerlendireceklerini s&ouml;yledi. Y&Ouml;K Eğitim Komisyonu Başkanı Ayhan &quot;Ge&ccedil; bile kalındı&quot; derken, Mardin Artuklu &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Omay Y&Ouml;K&quot;e teklif g&ouml;t&uuml;receklerini a&ccedil;ık</div><div><div><p>DTP Milletvekili Osman &Ouml;z&ccedil;elik&quot;in, Dicle ve İstanbul &uuml;niversitelerinde &quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;&quot; a&ccedil;ılabilmesi i&ccedil;in kanun teklifi vermesi, &uuml;niversitelerde yeni bir tartışma başlattı. Y&uuml;ksek&ouml;ğretim Kurulu (Y&Ouml;K) yetkilileri, yasalarda, &uuml;niversitelerde &quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n a&ccedil;ılmasına engel herhangi bir madde bulunmadığını belirtirken &ldquo;&Uuml;niversitelerin Y&Ouml;K&quot;e bu konuda teklif getirmesi yeterli&rdquo; dedi.</p><p>Mardin Artuklu &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Prof. Dr. Serdar Bedii Omay ise &uuml;niversitesinde K&uuml;rt Dili ve Edebiyatı B&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ılması i&ccedil;in &ccedil;alışma başlattığını, en kısa zamanda Y&Ouml;K&quot;e teklif g&ouml;t&uuml;receklerini s&ouml;yledi. <br>&quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı&quot; b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ılması tartışması s&uuml;rerken Radikal&quot;in, bir iş gezisi i&ccedil;in gittiği İspanya&quot;dan ulaştığı Y&Ouml;K Başkanı Yusuf Ziya &Ouml;zcan, &ldquo;Şu anda g&uuml;ndemimizde b&ouml;yle bir konu yok. Konuyu, gazetelerden &ouml;ğrendim. Ancak, &uuml;niversitelerden bu y&ouml;nde bir teklif gelirse arkadaşlarımızla bu konuyu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;r&uuml;z ve ne gerekiyorsa yaparız&rdquo; dedi. <br><br><b>Y&Ouml;K &uuml;yesi Ayhan: 'Ge&ccedil; bile kalındı'</b></p><p>Y&Ouml;K Eğitim Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Halis Ayhan ise &uuml;niversitelerde K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml; i&ccedil;in &quot;ge&ccedil; bile kalındığını&quot; belirterek, ş&ouml;yle dedi: &ldquo;Anayasa&quot;da &ouml;ğretim dilinin T&uuml;rk&ccedil;e olduğu vurgulanıyor. Anayasa&quot;nın bu maddesine aykırılık teşkil etmeyecek şekilde, eğitim bilimci olarak bu t&uuml;r b&ouml;l&uuml;mler a&ccedil;ılmasında hi&ccedil; mahsur g&ouml;rm&uuml;yorum. &Uuml;niversitelerde pek &ccedil;ok dile y&ouml;nelik b&ouml;l&uuml;m var. K&uuml;rt&ccedil;e, T&uuml;rkiye&quot;de mahalli bir grup tarafından konuşulan bir dil.&rdquo;</p><p>Ayhan bu değerlendirmeyi yaparken Mardin Artuklu &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Prof. Dr. Omay, şu bilgileri verdi: &ldquo;B&ouml;yle bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n a&ccedil;ılması toplumsal barışa b&uuml;y&uuml;k katkı sağlayacaktır. Muhakkak ki b&ouml;yle bir b&ouml;l&uuml;m, &uuml;lkeye b&uuml;y&uuml;k fayda sağlayacaktır. Bizim &uuml;niversite olarak b&ouml;yle bir &ccedil;alışmamız var, b&ouml;yle bir b&ouml;l&uuml;m a&ccedil;mayı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz, en kısa zamanda Y&Ouml;K&quot;e bu konuda bir teklif g&ouml;t&uuml;rmeye hazırlanıyoruz.&rdquo;</p><p>Ankara &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Prof. Dr. Cemal Taluğ da Dil Tarih Coğrafya Fak&uuml;ltesi&quot;den &quot;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ılmasına y&ouml;nelik bir talep gelmesi halinde, konuyu oturup tartışabileceklerini belirterek, &ldquo;Bu konu hakkında memnuniyetle bir &ccedil;alışma yaparız. Ancak ilk etapta işin resmileşmesi gerek&rdquo; diye konuştu.</p><p>Hakk&acirc;ri &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Prof. İbrahim Belenli ise K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ılmasında hi&ccedil;bir sakınca g&ouml;rmediğini dile getirerek, &ldquo;Bizim &uuml;niversitemiz hen&uuml;z yeni kuruldu. Senato oluştuğunda Y&Ouml;K&quot;e b&ouml;yle bir teklif g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesi tartışılabilir&rdquo; dedi.</p><p>Şırnak &Uuml;niversitesi Rekt&ouml;r&uuml; Prof. Dr. Ali Akmaz ise şunları s&ouml;yledi: &ldquo;K&uuml;rt dili ve edebiyatı b&ouml;l&uuml;m&uuml;, fen- edebiyat fak&uuml;ltelerinde a&ccedil;ılabilir. Bizim hen&uuml;z fen edebiyat fak&uuml;ltemiz yok. B&ouml;yle bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n a&ccedil;ılmasına ilişkin yasaların uygun olması halinde fak&uuml;lte de teklif olur verir, teklifi Y&Ouml;K&quot;e g&ouml;nderirim.&rdquo; <br><br><b>İlk kez 1860&quot;ta Rusya&quot;da <br></b><br>K&uuml;rt&ccedil;e ilk kez 1860 yılında, Rusya&quot;da Petersburg &Uuml;niversitesi&quot;nde kurulan K&uuml;rdoloji Enstit&uuml;s&uuml; ile &uuml;niversitelere girdi. Daha sonra Fransa&quot;da 1945 yılında Sorbonne &Uuml;niversitesi&quot;nde K&uuml;rdoloji k&uuml;rs&uuml;s&uuml; kuruldu ve bu 1983&quot;te enstit&uuml; haline getirildi. 1984 yılında İsve&ccedil;&quot;te Stockholm Y&uuml;ksek &Ouml;ğretmen Okulu&quot;nda K&uuml;rt&ccedil;e b&ouml;l&uuml;m&uuml; a&ccedil;ıldı. Irak devletinin anayasasınca kabul edilen ikinci resmi dili olan K&uuml;rt&ccedil;e, şu an Irak&quot;ın kuzeyindeki &uuml;niversitelerde de &ouml;ğretim dili olarak kullanılıyor. T&uuml;rkiye&quot;de ise K&uuml;rt&ccedil;e, son yıllarda yasalarda yapılan değişiklikle &ouml;zel kurslarla g&uuml;ndeme geldi. Ancak T&uuml;rk &uuml;niversitelerinin hi&ccedil;birinde K&uuml;rt diline ilişkin bir y&uuml;ksek&ouml;ğretim programı bulunmuyor.</p><p align="left"><b>Haber: Bet&uuml;l Kotan</b></p></div></div></div></div></div></div> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>26 Nov 2008 11:51:42 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009641876</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>70 y&#305;l &#246;nce Dersim&amp;#8217;de ya&#351;ananlarla y&#252;zle&#351;mek! </title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009625586</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><img src='http://www.gomanweb.com/2008_gomanweb/HABER_YORUM4/Kasim_2008/22Kasim/hasan-cemal.jpg' alt=''  height='87' width='66' /><b><font face="Verdana" size="4" color="#ff0000">Hasan Cemal</font></b></p><p><font face="Verdana">Resmi tarihin yazmadıklarını yazmak &uuml;zerine...<br><br>Aşağıdaki yazıyı l&uuml;tfen sonuna kadar okuyun.&nbsp; &quot;Dersim'38'in &uuml;zerinden 70 yıl ge&ccedil;ti. Resmi rakamlar sayı olarak 12 bin deseler de, gen&ccedil;-yaşlı-&ccedil;ocuk ayırt edilmeksizin &ouml;ld&uuml;r&uuml;len insan sayısının 70 binden az olmadığı s&ouml;ylenmektedir.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Katliamdan sağ kurtulan Dersimliler, katliam yıllarında neler olup bittiğinin ayrıntılarını hi&ccedil;bir zaman tam olarak anlatmadılar, anlatamadılar.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Katliamı ağıtlara konu ettiler.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Ve Dersim '38, 70. yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;nde h&acirc;l&acirc; kanayan bir yaradır. </font></p><p><font face="Verdana"><br>Dersimliler, hi&ccedil;bir zaman bu olaydan dolayı başka halklara, T&uuml;rk halkına d&uuml;şman olmadılar. Y&uuml;reklerinde tanımsız bir acıyı b&uuml;t&uuml;n sıcaklığıyla her zaman yaşasalar da bunu bir kin ve nefret konusu haline getirmediler. Fakat katliamdan sonra da y&uuml;r&uuml;t&uuml;len b&uuml;t&uuml;n sistemli asimilasyon politikalarına rağmen bu olayı asla unutmadılar. </font></p><p><font face="Verdana"><br>Avrupa Parlamentosu b&uuml;nyesinde DTP'li bazı milletvekillerinin de katılımıyla bir konferans ger&ccedil;ekleşti ve herkes gibi ben de bu konferansı basından takip ettim. T&uuml;rkiye basınında yer alan tepkiler, bu &uuml;lkede d&uuml;ş&uuml;nce ve ifade &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n ne denli b&uuml;y&uuml;k bir tehdit altında bulunduğunu bir kez daha g&ouml;sterdi.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Avrupa Parlamentosu &uuml;yesi olmayı hedefleyen bir T&uuml;rkiye var ve aynı T&uuml;rkiye bu &ccedil;atı altında kendi toprakları &uuml;zerinde yaşanmış bu b&uuml;y&uuml;k trajedinin g&uuml;ndeme getirilmesine ve tartışılmasına tahamm&uuml;l edebilmeli.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Kendi ge&ccedil;mişini sorgulamayan ve bu sorgulamanın gereğini yapmayan bir &uuml;lke, bir halk ve d&uuml;ş&uuml;nce asla &ouml;zg&uuml;r olamaz. </font></p><p><font face="Verdana"><br>Peki, Dersim&rsquo;de 1937-38 yıllarında neler yaşandı?</font></p><p><font face="Verdana"><br>Dersim bu katliama dili, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, inancı nedeniyle uğradı. Bu değerlerini bug&uuml;n de sahiplenmeye devam ediyor ve varlığının ink&acirc;r edilmesine karşı duruyor.</font></p><p><font face="Verdana"><br>T&uuml;rkiye&rsquo;de rejimin K&uuml;rt ve Alevi sorunu&nbsp; konusundaki ink&acirc;rcı zihniyet ve tutumunu s&uuml;rd&uuml;rmekteki ısrarı, y&uuml;reklerimizdeki Dersim '38 yarasını daha da kanatmaktadır.<br>T&uuml;rkiye&rsquo;deki rejimin Cumhuriyet tarihi boyunca uyguladığı katliamlarla y&uuml;zleşmekten ka&ccedil;ınması, bir demokrasi ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler &ccedil;ağı olması gereken bu &ccedil;ağda, h&acirc;l&acirc; farklı dillere, k&uuml;lt&uuml;rlere, inan&ccedil;lara d&uuml;şmanlık yapması sorununu doğurmaktadır.</font></p><p><font face="Verdana"><br>T&uuml;rkiye&rsquo;deki rejimin Dersim '38'le y&uuml;zleşememesi,katliama karşı direndiği i&ccedil;in asılarak katledilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarını ne yaptığını dahi a&ccedil;ıklamaktan ka&ccedil;ınması, nasıl bir rejim ve zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Bizler, T&uuml;rkiye Cumhuriyeti devletinden, Dersim '37-38&rsquo; de neler olduğunu b&uuml;t&uuml;n a&ccedil;ıklığıyla itiraf etmesini istiyoruz, ki bunu istemek bizim hakkımız.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Yine yakılarak k&uuml;lleri havaya savrulan Seyit Rıza ve yedi yoldaşının naaşlarına ne yaptıklarının a&ccedil;ıklanmasını istiyoruz. Ancak bu şekilde hayatımızın bu k&acirc;bustan kurtulacağına ve rahat bir nefes alabileceğimize inanıyoruz.</font></p><p><font face="Verdana"><br>D&uuml;nyada &ccedil;ağdaş bir demokrasi inşa etmiş b&uuml;t&uuml;n &uuml;lkeler kendi tarihleriyle y&uuml;zleşmişlerdir. T&uuml;rkiye &rsquo;nin tam ve ger&ccedil;ek bir demokrasiye ge&ccedil;ebilmesinin olmazsa olmaz şartının kendi ger&ccedil;ekleriyle y&uuml;zleşmek olduğunu g&ouml;stermektedir. </font></p><p><font face="Verdana"><br>1937-38 yılları arasında Dersim &rsquo;de bir insanlık su&ccedil;u işlenmiştir. K&uuml;rt ve Alevi kimliğinden dolayı Dersim, katliama dayalı ve asimilasyoncu politikalarla yok edilmek istenmiştir.<br>Dolayısıyla hi&ccedil; kimse bizden bu ger&ccedil;ekleri unutmamızı ve unutturmamızı beklemesin. Bu g&uuml;n&uuml;n anısına, Seyit Rıza'nın idamı &ouml;ncesinde s&ouml;ylediği şu s&ouml;zleriyle bitirmek istiyorum:<br>'Evl&acirc;d-ı Kerbela&rsquo;yız, b&icirc;hatayız. Ayıptır, zul&uuml;md&uuml;r bu, katliamdır.'&nbsp; </font></p><p><font face="Verdana"><br>Dersim&rsquo;in 70. yıld&ouml;n&uuml;m&uuml;nde; zul&uuml;m ve katliamların olmadığı, kardeş&ccedil;e barış i&ccedil;inde yaşanılır bir T&uuml;rkiye dileğimle...&quot;<br>* * *&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <br>Biraz kısaltarak k&ouml;şeme aldığım bu yazı benim değil.<br>Ferhat Tun&ccedil;'un.<br>İmzasını sanat&ccedil;ı-aktivist diye atan Ferhat Tun&ccedil;'un 17 Kasım 08 tarihli Taraf gazetesinin 16. sayfasında &ccedil;ıkan bu yazısını okuduktan sonra bir noktayı bir kez daha belirtmek istiyorum.<br>Tarihimizi, 'resmi tarih'e bırakmadan &ouml;ğrenmek zorundayız; yoksa bu topraklarda barış ve huzuru, demokrasi, hukuk ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kler d&uuml;zenini yakalamak &ccedil;ok zor olacak.</font></p><p><font face="Verdana"><br>Ger&ccedil;ek tarihi &ouml;ğrenmeden, birbirimizin acılarına saygı g&ouml;stermeden, bu acılı tarihi serbest&ccedil;e tartışıp yerli yerine oturtmadan, &quot;Ya sev ya terket!&quot; zihniyeti, trajediye bir t&uuml;rl&uuml; doymayan bu toprakları terketmeyecek &ccedil;&uuml;nk&uuml;...</font></p><p><font face="Verdana">&nbsp;<b>milliyet</b></font><br>&nbsp;</p> 
            </td>
      	</tr>
 	]]> </description>
		<pubDate>23 Nov 2008 21:30:36 GMT</pubDate>
		<guid>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009625586</guid>
	</item>
	
	<item>
	  <dc:creator>Roni73</dc:creator>
		<title>&apos;Atat&#252;rk Dersim&amp;#8217;i vuraca&#287;&#305;z dedi, vurduk&apos;</title>
		<category>Blog</category>
		<link>http://karacadag.azbuz.com/readArticle.jsp?objectID=5000000009621371</link>
		<description><![CDATA[
		<img src="http://www.azbuz.com/images/rssblank.gif" alt="" border="0"/>
		<table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0">
    	<tr>
        	<td> <p><b><font size="2">&nbsp;<br></font></b><font size="1" color="#035d8a"><br><br><font size="2" color="#000000"><img src='http://www.taraf.com.tr/fotoraflar/yazarlar/aysehur2.jpg' alt=''  width='95' /> <b>Ayşe H&uuml;r/</b> Bu hafta, daha &ouml;nce s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğim gibi, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar&rsquo;ın kızı Sayın Dr. Nil&uuml;fer Bayar G&uuml;rsoy&rsquo;un, 3 Ağustos 2008 tarihinde bu s&uuml;tunlarda yayınlanan &lsquo;K&uuml;rtleri imha etmek fikri kime aitti?&rsquo; başlıklı yazıma yaptığı itirazları ve benim bunlara verdiğim cevaplarımı okuyacaksınız. Mektubun ilk b&ouml;l&uuml;mleri Celal Bayar&rsquo;ın Doğu (veya K&uuml;rt, veya Dersim) politikasına ilişkin. Ge&ccedil;en haftaki &lsquo;1937-1938&rsquo;de Dersim&rsquo;de neler oldu?&rsquo;başlıklı yazımda bu politikalar hakkında epey bilgi verdiğim i&ccedil;in, bu yazıda, sadece eksik kalan yerleri tamamlamakla yetineceğim. <br><br><b>SON KEZ</b> . Celal Bayar&rsquo;ın &ouml;rg&uuml;tleyicilerinden olduğu 1913&rsquo;te başlayan Ege&rsquo;deki &lsquo;Rum ka&ccedil;ırtması&rsquo;na ilişkin itirazlara cevaplarımı ise biraz daha geniş tutacağım. B&ouml;ylece Savunma Bakanı Vecdi G&ouml;n&uuml;l&rsquo;&uuml;n tartışmaya a&ccedil;tığı m&uuml;badelenin arka planı biraz daha aydınlanacak. Her iddiaya ilişkin cevabımı Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;un mektubundaki ilgili paragrafların altında g&ouml;rebilirsiniz. Ancak, Sayın G&uuml;rsoy bu yazıma da, şimdi yaptığı gibi, babasının kitapları dışında bir kaynak g&ouml;stermeden itiraz ederse, bir daha mektubunu yayınlamayı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu yolla bir yere varamayacağımız gibi, uzayan bu tartışmanın, siz okuyucuların değişik konularla buluşma hakkını ihlal ettiği kanısındayım. <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b> 3 Ağustos 2008 tarihli gazetenizde &ccedil;ıkan Ayşe H&uuml;r&rsquo;&uuml;n &ldquo;K&uuml;rtleri imha etmek fikri kime aitti?&rdquo; başlıklı yazısı, daha &ouml;nce yazmış olduğu 13 Temmuz 2008 tarihindeki &ldquo;Kımıl olayından 49&rsquo;lar davasına&rdquo; başlıklı yazısına vermiş olduğum cevaba cevap teşkil ediyor. Bu yazısında da bazı tarihi olaylarla ilgili yanıltmalar ve ger&ccedil;ekle bağdaşmayan yorumlar var. Bunların gazetenizde d&uuml;zeltilmesi i&ccedil;in yazmak gereğini duydum. Bu yazıma da yer vermenizi ve yanlışların d&uuml;zeltilmesini isteyeceğim.<br><br>Değineceklerime yazı başlığı &ldquo;K&uuml;rtleri imha etmek fikri kime aitti?&rdquo; s&ouml;z&uuml;nden başlayacağım. Konu, bir kısım K&uuml;rtleri asmak iken ve cezalandırılacakların sayısı kaynaklara g&ouml;re bin ile beş bin veya iki bin beş y&uuml;z arasında değişirken; iki makale arasında ne oldu da bu tartışmadan ileriye gitmeyen s&ouml;zde kalmış bir iddia &ldquo;K&uuml;rtleri imha etmek...&rdquo; şeklini aldı, tırmandırıldı, soykırıma d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeğe &ccedil;alışıldı? <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b> &lsquo;K&uuml;rtleri imha etmek&rsquo; ifadesini Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;un &lsquo;Kımıl Olayı&rsquo;ndan 49&rsquo;lar Davası&rsquo;na adlı yazıma g&ouml;nderdiği tekzip mektubundan &ouml;d&uuml;n&ccedil; aldım. Sayın G&uuml;rsoy, &lsquo;bin ile iki bin beş y&uuml;z kadar K&uuml;rt&rsquo;&uuml;n asılması&rsquo; fikrinin Celal Bayar&rsquo;dan değil de Cemal G&uuml;rsel&rsquo;den &ccedil;ıktığını ispatlamak i&ccedil;in, Ferzende Kaya&rsquo;nın kitabından şu alıntıyı yapmıştı: &ldquo;49&rsquo;lar tutuklanmadan &ouml;nceki g&uuml;nlerde, Reisicumhur, Başbakan, Dışişleri Bakanı, İ&ccedil;işleri Bakanı ve Genelkurmay Başkanı toplantı halindedirler. Konu, Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal G&uuml;rsel Paşa&rsquo;nın Doğu ile ilgili raporunun konuşulması. &Ouml;zet olarak, K&uuml;rtler silahlanmışlar; devlete başkaldırabilirler; tedbir olarak beş bin veya iki bin beş y&uuml;z kişiyi toparlayıp imha edelim veya kamplarda alıkoyalım, fikri tartışılıyor...&rdquo; (Ferzende Kaya, Mezopotamya S&uuml;rg&uuml;n&uuml;, Anka Yayınları, İstanbul 2003, s. 133). Benim tek yaptığım, koyu renkle g&ouml;sterdiğim ifadeyi başlığa taşımak oldu. &nbsp; <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b>Celal Bayar&rsquo;ın Şark Raporu&rsquo;na gelince; yazar tekrar tarafsız bir g&ouml;zle ve dikkatle okuyacak olursa g&ouml;recektir ki, şiddet değil, Doğu halkını korumaya alan fikir h&acirc;kimdir. Genel olarak y&ouml;re halkını kalkındırmayı hedeflemiştir: &nbsp; <br><br>&ldquo;Doğu illerinde h&acirc;kimiyet ve idare bakımından g&ouml;ze &ccedil;arpan a&ccedil;ık bir hakikat vardır: Şeyh Sait ve Ağrı isyanları&rsquo;ndan sonra T&uuml;rkl&uuml;k ve K&uuml;rtl&uuml;k ihtirası, karşılıklı şahlanmıştır. İsyan edenleri cezalandırmak i&ccedil;in şiddetin manası, anlaşılır ve yerindedir. İsyandan sonra, fark g&ouml;zetmeksizin idare etmek de, bundan ayrı ve mutedil bir sistemdir.&rdquo; (C. Bayar, Şark Raporu, Kaynak Yayınları, s.64). <br><br>Yurt i&ccedil;inde herhangi bir &ccedil;atışma, kaynaşma varsa bunun tedbirini almak ve s&uuml;k&ucirc;nu sağlamak devletin g&ouml;revidir. Nitekim 1937&rsquo;deki Dersim isyanında Başbakan olarak elbetteki Bayar, sorumluluğu &uuml;stlenen kişidir. Ancak &ldquo;harek&acirc;ta bizzat katılmıştır&rdquo; s&ouml;z&uuml; ger&ccedil;ek dışıdır. Katıldığı 23 Ağustos 1938&rsquo;deki asker&icirc; manevradır. <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b>O g&uuml;n&uuml;n gazetelerine bakan herkes rahat&ccedil;a g&ouml;rebilir ki, Bayar H&uuml;k&uuml;meti&rsquo;nin Dersim&rsquo;de y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; harek&acirc;tı, d&uuml;nya ve T&uuml;rkiye kamuoyunun g&ouml;z&uuml;nden ka&ccedil;ırmak i&ccedil;in olay gazetelere &lsquo;Fırat ve Murat kıyılarında yapılan manevralar&rsquo; olarak aksettirilmişti. Birinci Dersim Harek&acirc;tı&rsquo;na katılan Sabiha G&ouml;k&ccedil;en&rsquo;e verilen madalya bile gazetelerde &ldquo;gerek kurslarda, gerek T&uuml;rk hava ordusu mektep ve kıt&rsquo;alarında [g&ouml;sterdiği] b&uuml;y&uuml;k muvaffakıyetler ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet&rdquo; y&uuml;z&uuml;nden verilmiş gibi sunulmuştu. (Havacılık ve Spor, 15 Haziran 1937, S.193) <br><br>Yani o yıllarda, &lsquo;manevra&rsquo;, &lsquo;tatbikat&rsquo; gibi terimler, kanlı bir asker&icirc; harek&acirc;tın kod adıydı. Dersim&rsquo;de olanlara dair resmi anlatıyı &ouml;ğrenmek bile, ancak 1972 yılında Genelkurmay Harb Tarihi Başkanlığı&rsquo;nın T&uuml;rkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar (1924-1938) adlı kitabının yayımlanmasıyla m&uuml;mk&uuml;n olmuştu. Ama işin &lsquo;gayri resmi&rsquo; yanını h&acirc;l&acirc; tam bilmiyoruz. &nbsp; <br><br>Bu &lsquo;manevra&rsquo;lardan birinde Dersim&rsquo;in kaderi belirlemişti. Bu olayı Celal Bayar&rsquo;ın ağzından dinleyelim: &ldquo;Şimdi, Mareşal, Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atat&uuml;rk malum... &Uuml;&ccedil;&uuml;m&uuml;z Dersim&rsquo;de yapılan b&uuml;y&uuml;k ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek &uuml;zereyiz. &Uuml;&ccedil;&uuml;m&uuml;z bir arada &lsquo;Ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?&rsquo;, onu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yoruz. İkisi de Birinci Cihan Harbi&rsquo;nde muharebe etmişler. Ben daha &ccedil;ok izleyiciyim. Malumatları geniş... Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim&rsquo;in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yorlardı... O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan &uuml;&ccedil;-d&ouml;rt tanesini bastıkları haberi geldi. Atat&uuml;rk&rsquo;le g&ouml;z g&ouml;ze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atat&uuml;rk benim y&uuml;z&uuml;me baktı. &lsquo;Ne olacak?&rsquo; dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. H&uuml;k&uuml;met reisi benim. &lsquo;Anlıyorum efendim, bana hitap edişinizin manasını&rsquo; dedim. Atat&uuml;rk: &lsquo;Sorumluluğu &uuml;zerime alıyorum, vuracağız Dersim&rsquo;i&rsquo; dedi ve vurduk...&rdquo; (Kurtul Altuğ, &ldquo;Celal Bayar Anlatıyor&rdquo;, Terc&uuml;man, 17 Eyl&uuml;l 1986.) Bu m&uuml;lakatta, Celal Bayar, asıl sorumlunun Atat&uuml;rk olduğunu ima ediyor, ama kendisinin &lsquo;etkisiz&rsquo; eleman olduğunu kabul etmek zor. <br><br>Ge&ccedil;en hafta yayınladığım İhsan Sabri &Ccedil;ağlayangil&rsquo;in konuşmasından anlaşıldığına g&ouml;re &lsquo;Dersim&rsquo;i vurmak&rsquo; i&ccedil;in zehirli gaz kullanılmış, mağaralara sağınmış Dersimliler (&Ccedil;ağlayangil&rsquo;in deyimiyle) &lsquo;fare gibi zehirlemiş&rsquo;, &lsquo;yediden yetmişe kesilmişler&rsquo; di. Eğer, Sayın G&uuml;rsoy, bu tarz bir m&uuml;dahaleyi, &lsquo;s&uuml;k&ucirc;nu sağlamak&rsquo; faslından mubah g&ouml;r&uuml;yorsa benim kendisine s&ouml;yleyecek s&ouml;z&uuml;m yok. <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b> Adı ge&ccedil;en Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, tabii senat&ouml;r değildir. Senatoya kontenjan senat&ouml;r&uuml; olarak girmiştir. <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b> Sayın G&uuml;rsoy haklıdır. Muhsin Batur tabii senat&ouml;r değil kontenjan senat&ouml;r&uuml;yd&uuml;. Bu bilgiyi, Celal Bayar &uuml;zerine bir doktora tezi hazırlayan Sayın Nurşen Mazıcı&rsquo;nın kitabından (Celal Bayar Başbakanlık D&ouml;nemi (1937-1939), Der Yayınları, s. 84) almıştım. Bilgiyi, başka kaynaklardan kontrol etmeden kullanmakla hata etmişim, &ouml;z&uuml;r dilerim. &nbsp; <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b> Rumların Ege B&ouml;lgesi&rsquo;nden &ccedil;ıkarılma/&ccedil;ıkmasına gelince; yazarın iddia ettiği gibi &ldquo;Halbuki bu işlerin yapıldığı g&uuml;nlerde ne Rum halkının Osmanlı Devleti&rsquo;ne ihaneti, ne başka bir devlete tabiiyeti ne de Yunan askerinin Batı Anadolu&rsquo;yu işgali s&ouml;z konusuydu. Yani bir devlet, kendi vatandaşını, kendi tebaasını &uuml;lkeden zorla &ccedil;ıkarmaya &ccedil;alışıyordu&rdquo; s&ouml;zleri o g&uuml;nlerin tarihi hakikatleri ile hi&ccedil; &ouml;rt&uuml;şm&uuml;yor. Anadolu topraklarını işgal niyeti, işgalden &ccedil;ok &ouml;nceki yıllardan başlıyor. Anadolu&rsquo;yu işgal konusunda iddia edilenin aksi kanıtlarını General Metaksas&rsquo;ın Venizelos&rsquo;a verdiği raporda g&ouml;r&uuml;r&uuml;z (Celal Bayar, Ben de Yazdım, c.5, s.111-116.) İşgal niyetleri 1913&rsquo;de masaya yatırılan raporla anlaşılmaktadır. <br><br>Bayar&rsquo;ın Eşref Kuş&ccedil;ubaşı&rsquo;dan naklen verdiği kısımlarda da o g&uuml;nlerin ger&ccedil;ek manzarası ortaya &ccedil;ıkmaktadır: <br><br>&ldquo;...İzmir ve havalisi, cidden b&uuml;y&uuml;k bir tehlike i&ccedil;indeydi. İkinci Abd&uuml;lhamit&rsquo;in tamamen gayrı milli olan siyaseti, Yunan megalo-ideasını &ouml;ylesine pişirmiş, Etniki-Eterya&rsquo;nın faaliyeti, &ouml;ylesine dal budak salmıştı ki, kasten kıyılara ve stratejik noktalara teksif edilmiş olan Rum unsuru, bir anda ayaklanacak ve ordumuzu arkadan vuracaktı. <br><br>&ldquo;Elimizdeki vesikalar, inanılmaz hazırlığın ne derece ilerlediğini g&ouml;steriyordu... Bunlardan Edremit&rsquo;ten İzmir&rsquo;e kadar olanlar Midilli&rsquo;ye, Urla ve İzmir &ccedil;evresi ise Yunan genelkurmayı tarafından nazari olarak Sakız&rsquo;a bağlanmıştı. Askerlik &ccedil;ağına gelenler, bir vesile ile bu adalara gidiyorlar, orada eğitim g&ouml;r&uuml;yor, terbiye ediliyorlardı...&rdquo; (Bkz. Ben de Yazdım, s. 104.) &nbsp; <br><br>&ldquo;1- İstanbul&rsquo;dan itibaren Milas&rsquo;a kadar b&uuml;t&uuml;n sahil, maharetle teksif edilmiş Rum ekseriyetle dolu idi. 2- Bunlar, kadroları Midilli, Sakız ve Sisam&rsquo;da olan &uuml;&ccedil; Yunan kolordusunun b&ouml;lgelerine taksim edilmişlerdi. Askerlik &ccedil;ağına gelen Rum delikanlıları bu adalara gidiyorlar, asker&icirc; eğitim ve terbiye g&ouml;r&uuml;yorlar, kendilerine dahili isyan ve harici harp vukuunda ifa edecekleri hizmetler talim ve tebliğ edildikten sonra yerlerine d&ouml;n&uuml;yorlardı.&rdquo; (A.g.e., s.106). &nbsp; <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b> Sayın G&uuml;rsoy, bu iddialarını sadece babasının hatıratına dayandırabilmiş. Babasının şahidi de, bu ka&ccedil;ırtma operasyonunu uygulamaya koyan İttihat&ccedil;ı Kuş&ccedil;ubaşı Eşref. &lsquo;Minareyi &ccedil;alan kılıfını hazırlar&rsquo; lafını akılda tutup, başka kaynaklardan olayın arka planına bakalım: <br><br>Balkan Harbi sonrasında devletlerarası ilk n&uuml;fus m&uuml;badelesi 29 Eyl&uuml;l 1913&rsquo;te Bulgaristan&rsquo;la yapılan anlaşma uyarınca sınır b&ouml;lgesindeki 9714 M&uuml;sl&uuml;man aile ile 9472 Bulgar ailenin karşılıklı olarak değiştirilmesi bi&ccedil;iminde olmuştu. (Yusuf Hikmet Bayur, T&uuml;rk İnkılabı Tarihi, cilt II, Kısım II, TTK Yayınları, 1983, s. 486) Osmanlı H&uuml;k&uuml;meti Bulgaristan&rsquo;la yapılan m&uuml;badelenin bir benzerini Yunanistan&rsquo;la yapmak istediğini Venizelos&rsquo;a 21 Mayıs 1914&rsquo;te bildirmiş; Venizelos 22 Mayıs 1914&rsquo;te prensip olarak benimsediğini bildiren bir mektup yazmış, resmi Yunan g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ise 27 Haziran 1914&rsquo;te iletilmişti. Buna g&ouml;re Yunanistan sadece halkın arzusu ile olursa m&uuml;badeleyi kabul ediyordu. (Canlı Tarihler, Galip Kemali S&ouml;ylemezoğlu Hatıraları, Atina Sefareti (1913-1916), T&uuml;rkiye Yayınevi, 1946, s. 56-66, 102-103.) <br><br>Ancak İttihat ve Terakki, anlaşmanın imzalanmasını beklemeden Ege ve Trakya b&ouml;lgesinde, devlet i&ccedil;in bir risk veya tehdit kabul edilen Hıristiyan varlığını asgari &ouml;l&ccedil;&uuml;ye indirmek i&ccedil;in daha 1913&rsquo;te harekete ge&ccedil;mişti. Zorunlu g&ouml;&ccedil;ler 1914 Mart&rsquo;ından sonra sistematik hal aldı ancak gerek b&uuml;y&uuml;k devletlerin, gerekse Yunanistan&rsquo;ın ve Osmanlı Devleti&rsquo;ndeki Rum cemaatinin tepkisi &uuml;zerine H&uuml;k&uuml;met, Talat Paşa başkanlığında bir delegasyonu, &ccedil;eşitli el&ccedil;iliklerden birer memur eşliğinde, inceleme yapmak amacıyla Ege b&ouml;lgesine yollamak zorunda kaldı. 1 Temmuz 1914&rsquo;te Osmanlı kabinesine bir rapor sunan Talat Paşa, raporunda b&ouml;lgede Rumlara ter&ouml;r ve şiddet uygulandığını itiraf ediyordu. Sadece Haziran 1914&rsquo;te Ayında Fo&ccedil;a&rsquo;da meydana gelen katliamda Amerikan ve Alman kaynaklarına g&ouml;re sadece bir hafta i&ccedil;inde 50 kişi katledilmişti. 25 Haziran 1914 tarihli bir başka rapora g&ouml;re, bu d&ouml;nemde İzmir ve civarında katledilenlerin sayısı ise 500-600 civarındaydı. (NA/RG 59, 867.00/630 ve 632.) <br><br>Venizelos Ekim 1914&rsquo;teki bir g&ouml;r&uuml;şmede, Atina B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;isi Galib Kemali Bey&rsquo;e bu durumdan a&ccedil;ık&ccedil;a şik&acirc;yet edecek ve Rumların s&uuml;rg&uuml;n&uuml;ne son verilmesini ve anlaşma yapıldıktan sonra s&uuml;r&uuml;lmelerin yapılmasını isteyecekti. Bir Alman belgesinde ş&ouml;yle yazıyordu: &ldquo;Talat Bey...hi&ccedil; &ccedil;ekinmeden h&uuml;k&uuml;metin D&uuml;nya Savaşını bahane ederek, dış &uuml;lkelerin diplomatik m&uuml;dahalelerine aldırmaksızın, &uuml;lkeyi i&ccedil; d&uuml;şmanlardan &ndash;her t&uuml;rl&uuml; mezhebe bağlı t&uuml;m Hıristiyanlardan&ndash; tamamen temizlemek istediğini anlattı.&rdquo; (PA-AA/Botschaft Konstantinopel/Bd. 169. Halep Konsolosu R&ouml;&szlig;ler&rsquo;den İstanbul B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;iliğine 6 Haziran 1915 tarihli rapora B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;i Mordtmann tarafından d&uuml;ş&uuml;len not.) <br><br>Bunlar olurken Birinci D&uuml;nya Savaşı patlak vermiş, Osmanlı Devleti Almanya&rsquo;nın yanında savaşa girmek i&ccedil;in Goeben ve Breslau olayını &ouml;rg&uuml;tlemişti. İstanbul Alman B&uuml;y&uuml;kel&ccedil;iliğinde asker&icirc; ataşe olarak g&ouml;rev yapan Hans Humann, 1 Kasım 1914&rsquo;te yolladığı bir raporunda, Venizelos&rsquo;un Almanya&rsquo;nın Atina b&uuml;y&uuml;kel&ccedil;isine, T&uuml;rkiye ile İttifak g&uuml;&ccedil;leri arasındaki savaşta kesinlikle &lsquo;tarafsız kalacağı&rsquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; verdiğini aktarmıştı. Venizelos&rsquo;un savaşta tarafsız kalmak i&ccedil;in iki &ouml;nemli şartı vardı: Osmanlı Devleti, Ege adalarına y&ouml;nelik provokasyon yapmayacak ve Rum vatandaşlarını zorla s&uuml;rg&uuml;n etmeyi durduracaktı. (Ernst Jaeckh Papers, Yale University Papers, Grup no. 467, Kutu 1, Dosya 17.) Ancak k&ouml;y boşaltmaları devam etti. &Ouml;rneğin 25 Nisan 1915&rsquo;te Konya vil&acirc;yetine &ccedil;ekilen bir telgraftan, sadece sahil b&ouml;lgelerinde ş&uuml;pheli g&ouml;r&uuml;len Rumların yerlerinden kaydırılması konusunda 23 Ocak 1915&rsquo;te alınmış bir Başkumandanlık kararı olduğu, bu kararın i&ccedil; b&ouml;lgelerdeki Rumlara uygulanmaması gerektiği bildiriliyor ve merkezden habersiz olarak Isparta&rsquo;dan s&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş olan 30 civarında Rum&rsquo;un tekrar &ccedil;ıkartıldıkları yerlere iadesi isteniyordu. (BOA/DH.ŞFR., nr. 52/104.) &nbsp; <br><br>1916&rsquo;ın bahar aylarında Midilli, Sakız ve Sisam adalarının İttifak g&uuml;&ccedil;lerince işgal edilmesi; Doğu&rsquo;da Rus birliklerinin ilerlemesi ve Yunanistan&rsquo;ın Rusya ve İngiltere&rsquo;nin yanında her an savaşa girmesinin bekleniyor olması &uuml;zerine k&ouml;y boşaltmalarına hız verildi. &Ouml;rneğin Teşkilat-ı Mahsusa&rsquo;nın has adamlarından Bahaettin Şakir&rsquo;in Aralık 1916&rsquo;da Samsun b&ouml;lgesine gelmesinden sonra 18 k&ouml;y tamamen 15 k&ouml;y kısmen yakıldı. 1917 Ocak ayında Samsun&rsquo;dan 4 bin kişi &ouml;nce Havza sonra &Ccedil;orum&rsquo;a s&uuml;r&uuml;ld&uuml;. Rumlar, daha &ouml;nce boşaltılmış olan Ermeni k&ouml;ylerine yerleştirildiler. Bunu, Giresun ve Amasya y&ouml;resinin boşaltılması takip etti. &nbsp; <br><br>Celal Bayar&rsquo;a g&ouml;re savaş &ouml;ncesi sadece İzmir ve civarından 130.000 dolayında Rum zorla Yunanistan&rsquo;a g&ouml;&ccedil; ettirilmişti. Bayar&rsquo;ın şahidi Kuş&ccedil;ubaşı Eşref ise sadece 1914 i&ccedil;inde ve harbin ilk aylarında, Ege mıntıkasında ve bilhassa sahillerde yuvalanmış ve k&uuml;melenmiş olan Rum-Ermeni n&uuml;fustan 1.150.000 kişinin s&uuml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; belirtmişti. (Bayar, Ben de Yazdım, Baha Matbaası, 1967, C. 5, s. 1568, 1576.) Rumlardan boşaltılan k&ouml;ylere ise sistematik bi&ccedil;imde M&uuml;sl&uuml;man muhacirler yerleştirilmişti. <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b>1913 yılında Rumların İzmir&rsquo;den g&ouml;&ccedil;mesini, Milli M&uuml;cadele&rsquo;nin başarı ile sonu&ccedil;lanmasını sağlamış olan hareketler arasında g&ouml;rmemek ve kınamak mantığını, bu &uuml;lkenin vatandaşı olarak anlayabilmek m&uuml;mk&uuml;n değil. Yazar neyin m&uuml;dafaasını yapmaktadır? Eli kolu bağlı olarak vatanın istilasını mı beklemeliydi?<br><br>Milli M&uuml;cadele s&uuml;recinde o g&uuml;n&uuml;n şartlarıyla mukabil tedbirler alınmaya &ccedil;alışılıyor ve başarı ile alınıyor. &Ccedil;ıkartma olayı bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde ve istihbarata g&ouml;re alınmış m&uuml;şterek bir karardır. Mahmut Celal Bey (Bayar) da bu kararın, b&ouml;lgedeki siyasi baş sorumlusu olarak &uuml;st&uuml;ne d&uuml;şeni yapmıştır. Rumlar evlerindeki saksılarını da alarak yabancı gemilerle yurdu terk ediyorlar. &nbsp; <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b> Elimizdeki belgeler, 1913-1916 ka&ccedil;ırtmasının &lsquo;Rum ihaneti&rsquo; y&uuml;z&uuml;nden değil, Balkan Savaşı&rsquo;nın ardından Anadolu&rsquo;ya akan M&uuml;sl&uuml;man muhacirlere yer bulmak i&ccedil;in yapıldığını g&ouml;steriyor. (Elbette, esas &lsquo;devletin ve sermayenin T&uuml;rkleştirilmesi&rsquo; başlığı altında toplayabileceğimiz ideolojik ve ekonomik gerek&ccedil;eler var ama yerim az olduğu i&ccedil;in o kadar derine inmeyeceğim.) D&uuml;nyaya sadece milliyet&ccedil;ilik g&ouml;zl&uuml;ğ&uuml; ile bakanlar, bunları &lsquo;kutsal&rsquo; bir misyon olarak g&ouml;rebilirler ama Dr. G&uuml;rsoy gibi aydın birinin, o g&uuml;n&uuml;n az gelişmiş hukuk anlayışına g&ouml;re bile, belirli kurallara uymadan yaptırılan yer değiştirmelerin, &lsquo;savaş su&ccedil;u&rsquo; veya &lsquo;insanlık su&ccedil;u&rsquo; kapsamında değerlendirildiğini bilmesi gerekir. <br><br>&lsquo;Rum ka&ccedil;ırtması&rsquo; sayesinde Milli M&uuml;cadele&rsquo;nin başarıya ulaştığı iddiasına gelince, aksine Yunan ordusunun 27 Haziran 1917&rsquo;de İtilaf Devletleri&rsquo;nin yanında savaşa girmesi ve 1919&rsquo;da Ege&rsquo;ye &ccedil;ıkartma yapmasının nedenlerinden biri, 1913-1916 arasındaki olayların intikamını almaktı. Belki 1922 &ccedil;ekilişi sırasında, Ege b&ouml;lgesinde b&uuml;y&uuml;k katliamlara imza atmalarının nedenlerinden biri de buydu. Ne demişler, &lsquo;r&uuml;zg&acirc;r eken, fırtına bi&ccedil;er...&rdquo; <br><br>* * * <br><br><b>NİL&Uuml;FER G&Uuml;RSOY&rsquo;un itirazı:</b> Yazarın k&ouml;şe adı &ldquo;Tarih defteri&rdquo; olduğuna g&ouml;re, yazıların tarih metoduna sadık kalarak yazılmasını beklemek okuyucunun hakkıdır. Bir araştırmacının uyması gereken hususları sıralayacak olursak: ele alınan konuların ger&ccedil;eklere uyması; dayanılan kaynakların sağlam olması; &ccedil;elişkili g&ouml;r&uuml;şler varsa, karşıt kaynakların da incelenmesi ve dikkate alınması gerekir. Yazarı da en &ccedil;ok ilgilendirecek olan, alınan tarih dilimi zamanındaki şartlara ve ger&ccedil;eklere sadık kalınması; anakronik ideoloji ve kasıtlı yorumlarla bunların &ccedil;arpıtılmamasıdır. Aksi halde &lsquo;Tarih Defteri&rsquo; maksatlı bir karalama defterine d&ouml;n&uuml;ş&uuml;r. İmza: Dr. Nil&uuml;fer Bayar G&uuml;rsoy. <br><br><b>AYŞE H&Uuml;R&rsquo;&uuml;n cevabı:</b> Bildiğim kadarıyla Sayın G&uuml;rsoy tıp doktorudur. Ben ise tarih eğitimi almış, 1992&rsquo;den beri yoğun bi&ccedil;imde tarihle uğraşan, halen tarih doktorası yapan biriyim. Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;un tarihle ilgisi babasının hatırasını korumakla sınırlı g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Ben ise, sadece bilimsel merakla tarihe bakıyorum. (Bu arada, &lsquo;maksatlı bir karalama&rsquo; iddiasını yakışıksız bulduğumu s&ouml;ylemeliyim.) Sayın G&uuml;rsoy, babasını savunmak i&ccedil;in, sadece babasının anılarına dayanıyor, ben ise Bayar&rsquo;ın anılarının yanı sıra, yerli ve yabancı arşiv belgelerine dayanıyorum. Kimin &lsquo;tarih metoduna sadık kalarak&rsquo; yazdığının kararını okuyuculara bırakıyorum. &nbsp; <br><br>Elbette, h&acirc;l&acirc; &ccedil;ok eksiğim var. Hatalar yapıyorum. Her hafta, değişik bir konuda, değişik bir d&ouml;neme ait ciddi bir tarih yazısı hazırlamak kolay değil. Karşılaştığım zorluklardan biri, konularımla ilgili belgelere ulaşmak. Bunun nedenlerini arşivler hakkındaki yazımı okuyanlar tahmin edebilir. İlgin&ccedil;tir, doktorasını Celal Bayar hakkında yapan Nurşen Mazıcı&rsquo;nın kitabının &ouml;ns&ouml;z&uuml;ndeki satırlar, Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;un da, belge konusunda pek eli a&ccedil;ık olmadığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;yor. Mazıcı ş&ouml;yle yazmış: &ldquo;Araştırmamıza başlarken d&ouml;neme &ouml;zg&uuml; belge bulabilme umuduyla, Bayar&rsquo;ın kişisel kitaplığından yararlanmak &uuml;zere kızı Sayın Nil&uuml;fer G&uuml;rsoy&rsquo;a başvurdum. Ancak yaklaşık 100 kolideki bu kaynakların sınıflandırılmasının yapılmadığı ve Umurbey&rsquo;deki Celal Bayar Vakfı&rsquo;nda da gerekli belge ve kaynaklara ulaşamayacağım iletildi... Bayar&rsquo;a &ouml;zg&uuml; kaynaklar ve belgelerin sınıflamasının kısa s&uuml;rede yapılarak bilim adamlarının yararlanmasına sunulmasını diliyor ve bu &ccedil;alışmadaki t&uuml;m eksik ve yetersizliklerden kendimi sorumlu tutuyorum.&rdquo;<br><br>Bu satırlar 1996&rsquo;da yazılmış. O tarihten bu yana Celal Bayar&rsquo;ın 100 kolilik arşivi araştırmacılara a&ccedil;ıldıysa, Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;dan &ouml;z&uuml;r dilerim. Ama a&ccedil;ılmadıysa bana &lsquo;bilimsel metodoloji ve kaynak&rsquo; konusunda ders veren Sayın G&uuml;rsoy&rsquo;un, biz araştırmacılara &ouml;z&uuml;r borcu olduğu a&ccedil;ık. &nbsp; <br><br><b>KAYNAK&Cc